|
VERİMLİ ÖĞRENME
YOLLARI
Öğrenmeye karşı istekli ve öğrenme
için gerekli yeteneklere sahip olma, öğrenmede başarıyı etkileyen en
önemli etmenlerdir. Ancak, bazı yetenekli öğrencilerin yeterince
çaba gösterdikleri halde bekledikleri verimi alamamaktan
yakındıkları görülmektedir. Bu durum genellikle çalışma yöntemlerini
kazanamamış olmaktan ileri gelmektedir.
a-) Çalışma Süresinin
Ayarlanması : Öğrencinin baştan sona kadar dikkatli ve
etkinliğini koruyarak sürdürebileceği uzunluktaki süre, o öğrenci
için en uygun çalışma süresidir. Sürenin çok olması verimliliğin
azalmasına neden olur. Bunun yerine, böyle uzun çalışma süresinin
bir kısmı başka bir etkinliğe ayrılarak daha verimli bir şekilde
kullanılabilir. Aralarında uzun dinlenme süreleri bulunan kısa
süreli çalışmalar ise, uzun dinlenme sırasında kazanılmış bir çok
bilgi ve becerinin unutulması ve meydana gelen bu kayıp yüzünden
konuya ısınmak zorlaştığından etkili ve verimli bir çalışma yöntemi
değildir.
Çalışma ve dinlenme
sürelerinin oranı, öğrenilecek parçanın türüne göre değişir. İçeriği
kavramaya, dikkatli bir çözümleme (analiz) ve yeniden
bütünleştirmeye gerek gösteren konularda çalışma süresinin uzun
olması gerekir.
Olguları ve onların
arasındaki yasa ve ilkeleri kavramayı gerektiren konuları öğrenmek
için dikkatin uzun süre belli bir noktada yoğunlaştırılması
şarttır. Örneğin, Tarih dersi için en uygun çalışma tipi, kısa
alıştırmalara ve ayrıntılara önem verilen ve ardından dinlenme
sürelerinin olduğu çalışma olacaktır. Olayların nedenlerinin
araştırılması, olguların arkasındaki ilke ve yasaların anlaşılması,
geçmişe bakarak geleceğe ilişkin tahminler yapılabilmesi çok daha
derin inceleme ve düşünmeyi gerektirir.
Derse ara vererek
çalışmanın her zaman tek parça ve daha yoğun çalışmadan daha iyi
sonuç verdiğini söyleyebiliriz. Uzun süre çalışmak ilginin
azalmasına ve yorgunluğa neden olmaktadır. Kısa ve bitirilmiş iş,
uzun işten daha çok kişiyi güdüler. Ayrıca dinlenme süresinde zihin
öğrenilen konuyla meşgul olmaya devam eder. Bu da doğru tepkilerin
yerleşmesine, buna karşılık yanlış tepkilerin unutulmasına yardım
eder. Bu bakımdan sonuç olarak; zaman zaman ara vererek çalışma,
yoğun çalışmadan daha etkili bir öğrenmeye olanak verir.
SINAVA
HAZIRLANMA:
Derslerine düzenli bir
biçimde devam eden, verilen konuları günü gününe öğrenen, derse
hazırlanırken çeşitli kaynaklara baş vuran, öğrendikleri arasında
ilişkiler kurabilen, kısaca, öğrenmeyi zevk haline getirmiş olan bir
öğrenci için sınav günü başka günlerden farklı bir gün olmayacaktır.
Böyle bir öğrenci, sınav günü yaklaşınca, öğrendiklerini tazelemek
için notlarına göz atmakla yetinecektir.
Bazı öğrenciler sadece not alıp, sınıf geçmek için sınav zamanı
telaşlı ve yoğun bir çalışma ile öğrenme yoluna gitmektedirler.
Kuşkusuz böyle bir zamanda yapılan telaşlı bir çalışma kavramaya,
yorumlamaya, kazanılan bilgilerin birbiri ile ilişkilerini kurmaya
değil, sadece yarım yamalak öğrenmeye olanak verebilir. Aceleyle
öğrendiğiniz bilgilerin ömrü de kısa olmakta, büyük bir olasılıkla
sınavdan sonra da unutulmaktadır.
Sınav zamanına
bırakılabilecek çalışmalar sadece isim. Tarih, terim, tanım gibi
öğrenme yönü ağır basan bilgileri kapsamalıdır. Olguların birbirleri
ile ilişkilerinin kavranması, bunların yorumlanması, ilke ve
kanunların değişik durumlara uygulanması, konu üzerinde çok daha
uzun süre durmak, çeşitli kaynaklardan yararlanmayı,başkalarıyla
tartışmayı gerektirir.
Bazı kimseler, bilgilerin
kavrama yolu ile kazanılmasını onları ezberlemekten çok daha zor
bulabilirler. Oysa kavrama yolu ile kazanılan bilgiler, ezberleme
yolu ile kazanılan bilgilerden çok daha kalıcıdır. Çünkü, kavrayarak
öğrenme, olayların arkasındaki ilkeleri görme ve bunları yeni
durumlara uygulama olanağı verir. Bu da bilme, öğrenme
gereksinmesini doyurduğu için insanda haz duygusu uyandırır. Böyle
doyumla sonuçlanan ve haz uyandıran durumlar daha sıklıkla
hatırlanabilir. Ayrıca, kavrayarak edinilen bilginin kalıcı oluşunun
bir başka nedeni ise, onu daha önce öğrenilmiş bilgilerle
ilişkisinin kurulmuş olmasıdır. Yani, elde edinilen bilgi soyut,
kopuk bir bilgi parçası olarak değil, diğer bilgilerle kaynaşmış ve
bütünleşmiş olarak belleğe yerleştirilmiştir. Böylece, bu yeni
bilgi, daha önce kazanılmış bilgilerden bazılarının hatırlanması
halinde bile kurulan çağrışım bağı sayesinde sık sık hatırlanacak,
bellekteki izi de giderek derinleşecektir. Buna karşılık, aralarında
mantıklı ilişkiler olan malzemeyi mekanik olarak öğrenmek, bir
sınavda geçici bir başarı sağlamaya yetse bile kısa zamanda
unutulmaları yeniden öğrenme zorunluluğu ortaya çıkacak, bu da
kişinin zaman ve emeğini boşa harcamasına neden olacaktır.
ÖĞRENMEYE KARŞI GÜDÜLENME
Bir
kimse de öğrenmeye ilgi ve öğrenme arzusu olmadıkça öğrenme
gerçekleşmez. Kişiyi öğrenmeye yöneltecek önemli bir neden olmadıkça
öğrenmeye karşı ilgi gelişmez. Niyet ve istek olmadığı zaman ilgi
kolayca başka yerlere çekilebilir,dikkat dağılabilir.
Öğrenme bir davranıştır ve
her davranışta olduğu gibi bu davranışın sonunda birey bir
gereksinmesinin giderilmesini bekler. Bu gereksinmeler çeşitli
olabilir. Kişi, ya merak ettiği bir sorunun cevabını bulmak için ya
da iyi bir not alıp geçmek ve böylece çevrenin sevgi ve saygısını
kazanmak için öğrenir.
İnsanda merak uyandıran ve
bu merakı en iyi şekilde gideren konu alanları daha çabuk
öğrenebilmekte ve öğrenme daha kalıcı olmaktadır. Ancak, okulda
öğretilebilen her konu bir kimse için ilgi çekici olmayabilir ya da
ilgi çekici bir biçimde anlatılmamış olabilir. Özellikle, çok soyut
konulara karşı ilgi, o konu üzerinde uzun süre çalıştıktan sonra
gelişebilir. Ancak bir öğrenci, öğrenilecek malzemeyi kavramaya
çalışırsa, karmakarışık gibi görünen bilgi yığınının aslında anlamlı
bir bütün olduğunu görebilir ve öğrenmeye karşı içten bir ilgi ve
istek duymaya başlayabilir.
Unutulmamalıdır; öğrenme
bir bakıma sabır, dikkat isteyen, yorucu ve zahmetli bir uğraştır.
Uzun bir irade sorunudur. Kişi kendisi için uzun vadeli bir hedef
saptayıp, ona erişmek için günlük zevklerini erteleyebildiği ölçüde
başarılı olabilir. Bunun için her öğrenci kendisine günlük,
haftalık, aylık bir çalışma planı yapmalı, her gün ne kadar
ilerlediğini ne ölçüde geliştiğini görmek için kendini sınayarak,
kısaca kendisi ile yarışarak, kendisini hedefe hazırlayabilir.
BAŞARININ EN BAŞARILI FORMÜLÜ
Einstein’ın başarısından kimsenin kuşkusu yoktur herhalde. Einstein
başarıyı şöyle formüle ediyor:
A=x+y+z A= başarı x= çalışma
y=yerinde ve zamanında davranma. z=dinleme veya eğlenme.
Hayatınızla ilgili kararları
rastlantılara bırakırsanız, çalışmalarınızı ve başarınızı
engelleyecek pekçok sebeple karşılaşırsınız. Başarıya ulaşmak için
anlama, öğrenme ve hız kazanma çalışmalarını sistematik bir şekilde
sürdürmek gerekir.
Başarının en kolay, en kısa yolu
ÇALIŞMAKTIR!.
YÜKSEK SESLE
OKUMANIN YARARI VAR!
İçinden
veya hafif sesle okunan ya da çalışılan şeyler, bütünüyle zihinsel
bir izlenim olarak kalır. Kelimeler ve cümleler varlıklarını ve
biçimlerini sadece kağıt üzerinde gösterirler. Anlamları gözümüz
için de, beynimiz için de aynıdır.
Yüksek
sesle okuyan ya da düşünen kişi, okuduğu şeyden bütünüyle yeni bir
izlenim kazanır. Bu görüntüler canlanır. Kelimeler hayalgücü
yardımıyla vücut kazanırlar. Bu yolla görsel nitelik, işitsel
niteliklerle pekiştirilmiş olur. Öğrenmekte çok zorluk çektiğiniz
parçaları anlamanızı sağlar, kalıcı bir bellek izlenimi oluşturur.
Yüksek
sesle okuyun! Okuduğunuzu belleğinize yüksek sesle tekrarlayın.
Okuduğunuzu yazın, özet çıkarın. Çevrenizdeki koşullar, şayet yüksek
sesle okumanıza olanak vermiyorsa, bu durumda elinize bir kağıt ve
kalem alarak, okuduğunuzu yazın veya özet çıkarın.
|