|
MEHMET ALİ ALTINTAŞ
EMNİYET AMİRİ
İSTANBUL ŞÜKRÜ BALCI POLİS MESLEK YÜKSEKOKULU
MEHMET ALİ ALTINTAŞ
Aydın Cumhuriyet Lisesinin orta
kısmını ve İzmir Polis Kolejini bitirdi. 1994 yılında Polis
Akademisinden mezun oldu. 1994-2001 yılları arasında İstanbul
Şükrü Balcı Polis Okulunda çalıştı. 1998 yılında, İstanbul
Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nde ‘Yeni Türk Cumhuriyetlerinin
sosyo-ekonomik yapıları’ konusunda master (MSc) çalışması yaptı.
Marmara Üniversitesi’nde, “uluslararasi ilişkiler’ dalında
başladığı doktora (PhD) çalışmasına devam etmektedir. Halen
Malezya, Kuala Lumpur Büyükelçiliğimizde Ataşe olarak grev
yapmaktadır. Fransızca, ingilizce, Özbekçe ve Türkmence
bilmektedir. Seyahat etmeyi, yeni insanlarla tanışmayı,
dostluklar kurmayı sever. Evli ve Nisan ayı ortalarında (Nisan
2002) doğacak biricik kızının babasıdır.
“Doğmasını özlemle beklediğimiz
biricik kızım Meryem’e...” 05.02.2002
MALEZYA
MEKTUBU
Malezya; Uzakdoğu’da, uzaklarda
ama bize, bizim dünyamıza yakın, sımsıcak bir ülke.
-
Ya, Malezya, hani şu Afrika’ nın
doğusunda, Somali’ye komşu bir ülke değil mi ?
-
Dostum çok üzüldüm, biraz fakir
bir ülke; mahrumiyet bölgesi galiba, ama boş ver sayılı günler
çabuk geçer nasıl olsa..
Yukarıdaki ve ona benzer birçok
ifadeler, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Güvenlik Ataşesi olarak
Malezya’ya tayin olduğumu arkadaşlarıma / dostlarıma
söylediğimde ilk aldığım tepkilerdi ve bu ülke hakkındaki genel
bir bilgisizliğimizi ortaya koyuyordu.
Oysa gerçek bambaşkaydı. üstelik,
birçok ekonomik göstergeleri incelendiğinde Türkiye’den bir
hayli ilerde modern bir ülke idi. Daha da şaşırtıcı olan, Türk
halkının Malezya’yı pek bilmemesine / tanımamasına rağmen
Malezya halkı (sokaktaki taksicilere kadar) Türkiye’yi gayet iyi
tanıyor; Türkiye’nin tarihini; Osmanlı İmparatorluğu’nu
Atatürk’ü biliyorlardı. Hatta bazıları Türkiye’nin Avrupa
Birliği’ne girmesi hakkında hatırı sayılır yorumlar yapabilecek
kadar ülkemiz politik ve siyasi gelişmelerini yakından takip
ediyorlardı.
Malezya, son on
yıldır gösterdiği ekonomik büyüme ile ve 1997 Asya ekonomik krizinden
en çok etkilenen ülke olmasına rağmen, IMF’nin yardim
taleplerini ve IMF politikalarını tümüyle reddedip kendine özgü
ekonomik politika ve tedbirlerle 2 yıldan az bir süre içinde
tamamen düzlüğe çıkmasıyla dünyanın dikkatini üzerine çekti.
Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve IMF-Türkiye
ilişkileri düşünüldüğünde,
sırf bu açıdan dahi Malezya’nın incelenmeye değer bir ülke
olduğu kanaatindeyiz.
Bu makalemizde
Malezya’yı genel hatları / özellikleri ile okuyucuya aktarmakla
yetinecek, sizlerden gelecek geribildirim, tepki ve istekleriniz
doğrultusunda Malezya ile ilgili spesifik bir konunun
irdelenmesini / ele alınmasını daha sonraya bırakacağız.
Malezya;
Güneydoğu
Asya bölgesinde önemli bir jeostratejik konuma sahip Malakka
yarımadası ve Borneo adasının bir bölümünden oluşur. Doğu ve
Batı Malezya olarak da adlandırılan bu iki toprak parçasının
tarihini de ayrı ayrı ele almak gerekir. Tarihi kaynaklarda
‘Malaya’ olarak anılan Batı Malezya’da, islamın ulaşmasından
önce Budist ve Brahmanist birçok devlet kurulmuştur. 15.
yüzyılın başlarında Müslüman tüccarlar vasıtasıyla İslamiyeti
benimsemiş olan Malaylar, Malakka Sultanlığı adi altında kurulu
olan devletlerini güçlendirdilerse de zamanın denizaşırı
sömürgeci devletlerinden Portekizliler’ e karşı Osmanlı
İmparatorluğu’nun silah ve asker, Ace Sultanlığı’nın (bu günkü
Endonezya) asker yardımında bulunmalarına rağmen yeterince
basarili olamamışlardır.
Portekizlilerden
sonra 16. yüzyılın başlarından 18. yüzyılın sonlarına kadar Hollandalılar’
ın ve 18. yüzyılın sonlarından 1957 yılına kadar
İngilizler’ in sömürgesinde kalan Malezya tarihi bir nevi
işgaller, istilalar ve sömürgeler tarihidir.
Ülke 1957’de İngiltere
ile yaptığı bir anlaşma çerçevesinde bağımsızlığını elde
etmiştir. Malezya’nın Malakka yarımadasının dışındaki
topraklarını oluşturan Sabah ve Sarawak Sultanlıkları birer
eyalet statüsünde ülkeye daha sonra katılmışlardır. Ayrıca,
ticari bakımdan önemli bir stratejik konumda bulunan ve
nüfusunun çoğunluğu Çinli olan Singapur ada devleti eyalet
statüsünde bir sure Malezya’ya bağlı kalmışsa da merkezi
hükümet Kuala Lumpur (Malezya’nın başkenti) ile ilişkilerinin
gerginleşmesi üzerine Malezya’dan ayrılmıştır.
İngilizler
sömürgesi altındaki Malezya doğal zenginlik kaynaklarını isletmek
üzere
Çin’den ve Hindistan’dan çok sayıda isçi getirmekle ülkenin
etnik yapısını büyük ölçüde değiştirmişlerdir. Bir zamanlar
İngiliz sömürgesinde isçi olarak çalışan bu etnik gruplar
ülkelerine geri dönmemişler ve Malezya nüfusunda önemli bir yer
(% 42) tutmaktadırlar.
23 milyonluk
nüfusun %
58’inin Malay. % 28’inin Çinli, % 10’unun Hintli olduğu ülke
adeta bir kültürler mozayiğidir. Malay halk Müslüman, Çin
kökenli vatandaşların % 60’i Budist ve % 40’i Hıristiyan, Hint
kökenli vatandaşlar ise Hinduizm dinine mensupturlar.
Ülkede, resmi dil
Malayca’nın yanında bütün lehçeleriyle (Mandarin, Kantonez,
Hakka) Çince, Hintçe, Tamil ve birçok yerli kabile dili
konuşulur. Ayrıca ülke genelinde hemen herkes İngilizce bilmekte
ve konuşmaktadır.
Her etnik grup kendi
kültürünü derinlemesine
yasamakta ve kendi dinini pratik etmekte hassastır. Ancak herkes
birbirinin kültürüne, dinine karşı saygılıdır. Ayni işyerinde
sakallı, sarıklı ‘Sih’ dinine mensup bir Hintliyi, mini etekli
bir Çinli’yi ve başörtülü bir Malay müslümanı bir arada
görebiliriz. Bu barış ve hoşgörü ortamını görebilmek için sadece
takvimi elimize alıp o yıl içindeki bazı resmi tatil günlerine
bakmamız bile yeterli olacaktır : 1Ocak; Yeni Yıl, 12-13 Şubat;
Çin Yeni Yılı, 23 Şubat; Kurban Bayramı, 15 Mart; Awal
Muharrem(Müslümanların
Yeni Yılı), 25 Mayıs; Mevlit Kandili, 26-27 Mayıs; Vesak Day(
Budistlere ait dini bayram), 3 Kasım; Deepewali(Hintlilerin
Yeni Yılı), 6-7 Aralık; Christmas Day(Hz. İsa’nın doğum günü)...
Ülkede Malayca’nın yanında , Çince, Hintçe ve İngilizce yayın yapan TV ve
Radyo kanalları, gazete ve dergiler mevcut ve yine her etnik toplumun
dilinde eğitim veren sayısız okullar bulunmaktadır. Malayca’nın
ve bazı derslerin okutulmasının zorunlu olduğu, çoğunluğu devlet
tarafından açılan bu okulların tüm giderleri de devlet
tarafından finanse edilmektedir.
Sokaklarda rengarenk
geleneksel kıyafetleriyle dolaşan Çinli, Hintli, Malay ve Sihler
ve şehrin değişik yerlerinde faaliyet gösteren Malay, Çin, Hint,
Tayland, Japon, Kore, Lübnan, Iran, İtalyan, Meksika, İspanyol,
Amerikan, Alman ve Fransız restoranları ülkedeki çok
kültürlülüğün / renkliliğin bir göstergesi olarak karsımıza
çıkmaktadır.
Dünyanın en fazla
bitki ve hayvan çeşidinin bir arada olduğu Malezya’da kış hariç
bütün mevsimleri es zamanlı olarak görme / yasama şansı da var;
ayni sokakta bazı ağaçlar yapraklarını dökerken, bazı ağaçların
rengarenk çiçekler açtığına, sıcak ve nemli bir günün
ikindisinde fırtınalı ve sisli bir sonbaharın yaşandığına şahit
olmak apayrı bir duygu.
Yumuşak huylu,
ağırbaşlı, kolay kolay kızmayan manalarına gelen ‘mulayim’
kelimesi ile Malezya halkını ifade eden ‘Malay’ kelimesinin
etimolojik olarak ayni kökten türediğine dair bir bilgim yok
ancak, benim için ‘Malay’ sözcüğü ‘mulayim’ sözcüğü ile ayni
anlama geliyor. Belki de Malaylar dünyanın en yumuşak huylu
insanları; kızdıklarını, sinirlendiklerini görmek imkansız,
hiçbir yerde; sokakta, işyerinde, trafikte en ufak bir
tartışmaya bile şahit olmak mümkün değil.
Elektronik ticaret ve
web’in kullanımı yönünde yapılan araştırmalar Malezya’nın Avrupa
ülkelerinden bile ileride olduğunu göstermektedir. Pc ve
internet kullanımının çok yaygın olduğu bu ülkede bir çok
elektronik eşyayı ucuza almak mümkün. Ayrıca orijinal fiyatı 300
Amerikan dolarına satılan ‘Windows XP’ dahil birçok yazılımların
korsan kopyaları sokaktaki tezgahlarda ya da plaza alışveriş
merkezlerinde 1 Amerikan dolarına satın alınabiliyor. Zira
Hükümetin bu konudaki tavrı bu tur korsan yazılımları
görmezlikten gelici, hatta teşvik edici nitelikte. Nitekim
Malezya Başbakanı Mahattir’in gazetecilerin konuya ilişkin
sordukları sorular üzerine ‘Microsoft firması bu konuda tekel
oluşturmuş durumda ve çok fahiş fiyatlarla satıyor, bu durumda
benim halkım bu fahiş bedeli niçin ödemek zorunda olsun’
şeklinde verdiği cevap bunu açıkça ortaya koymaktadır.
1980’li
yılların basından bu yana göz kamaştırıcı bir ekonomik gelişme sergileyen
Malezya, 1997 Asya ekonomik krizinden en fazla etkilenen ülke
olmasına rağmen, IMF’in yardım(!) taleplerini geri çevirmiş ve
iki yıldan az bir zamanda uyguladığı akılcı politikalarla
ekonomisini düzlüğe çıkarmayı başarmıştır.
Seçimle iktidara gelen ve
yaklaşık 20 yıldır ülkeyi yöneten Başbakan Mahattir’in
uyguladığı başarılı politikalar
sonucu ülkeye çok sayıda yabancı yatırımcı gelmiş ve 60 milyar
dolardan fazla dolaysız sermaye girişi sağlanmıştır. Ortalama %
8,6’lik büyüme hızı yakalanmış ve kişi başına düşen milli gelir
5 bin dolara çıkmıştır. Ayrıca ülkeyi bir cazibe merkezi haline
getirmek, dünyanın dikkatini olumlu manada çekmek için birçok
proje başlatmış ve birçoğunu tamamlamıştır. 452 metre
yüksekliğindeki dünyanın en büyük ikiz kulelerinin inşa
edilmesi projesi bunlardan birisidir. ‘Petronas İkiz Kuleleri’
olarak anılan binalar 1998 yılında tamamlanmış ve Malezya adının
tüm dünyaca duyulmasını sağlamıştır.
Dünya kauçuk
rezervlerinin % 60’ini elinde bulunduran ve en büyük palm yağı
üreticisi olan Malezya orman ürünleri bakımından da önemli bir
konuma sahiptir. Bununla birlikte toplam ihracatının % 57.7’sini
elektrik ve elektronik ürünler teşkil etmektedir. Bu gün hiç bir
dış borcu bulunmayan ülke, 170 milyar dolarlık dış ticaret hacmi
ve +25 milyar dolarlara varan dış ticaret dengesi ile dünya
ticaretinde en büyük ilk 20 ülke arasında bulunmaktadır.
Malezya
dış politikasında Batı aleyhtarı milliyetçi unsurlar mevcuttur. Adil
bir uluslararası ekonomik ve siyasi birim ihtiyacı, globalleşme
politikalarının gelişmekte olan ülkelere zarar vereceği hususu,
insan hakları gibi alanlarda Batı tarafından uygulanan çifte
standartlar, BM sisteminin ıslahı gibi konular Malezya
tarafından sıkça işlenen temalardır.
Bununla birlikte,
söz
konusu alanlarda Batı aleyhtarı çıkışlara rağmen, Batı ve ABD
ile pragma tik ilişkiler sürdürülmektedir. Nitekim 1997 Asya
ekonomik krizinin ardından Başbakan Mahattir krizin sorumlusu
olarak ‘ABD, Batı ve onların ekonomik vurucu gücü’ diye
nitelendirdiği Corc Soros gibi uluslararası spekülatörleri
açıkça ve ağır bir dille suçlayan birçok demeçler vermiş,
Mahattir’in sözleri uluslararası basında büyük yankılar
uyandırmış ve bir süre karşılıklı suçlamalar içeren demeçler
trafiği yasanmışsa da Batıi ve ABD ile ilişkiler hayati bir
şekilde etkilenmemiştir ve etkilenmemesine de dikkat
edilmektedir.
Benzer bir durum 11
Eylüldeki Newyork Dünya Ticaret
Merkezine teröristlerce yapılan eylemlerin ardından tekrar
yaşanmıştır. 11 Eylül terör eyleminden sorumlu Khalid Al Mirdhar
ve Nawaz Al Azmi isimli teröristlerin 2000 yılı Ocak ayında
Malezya’ya uğradıklarının anlaşılmasıyla ABD’li yetkililer ve
Batı basını tarafından, Malezya’nın teröristlerin karar verme ve
eylemlerini planlama aşamalarında kullandıkları bir karargah
olduğu şeklindeki suçlamalara karşı Başbakan Mahattir: anılan
şahısların söylendiği gibi 11 Eylül öncesi sadece Malezya’da
değil; Hollanda’da ve İsviçre’de de bulunduklarını, ancak henüz
hiçbir suç islememiş ve hakkında uluslararası bir takibat
bulunmayan bu şahıslar için herhangi bir işlem yapmanın hukuki
olmadığını, eğer bu şahısların Malezya’da bir müddet turist
olarak bulunduklarından dolayı Malezya için ‘terör üssü’
denecekse, aynı tabirin İsviçre ve Hollanda için, hatta ABD için
kullanılması gerektiğini, zira bu şahısların ABD’de 3 ay kalarak
uçak eğitimi aldıklarının ortaya çıktığını, son zamanlarda
terörizm tarifinde, sadece Müslüman ülkeler ve Müslümanlara
atıfta bulunulduğunu, gerçekte her dinin mensuplarından
teröristlerin olduğunu, İsrail’in Filistinlilere ve Rusya’nın
Çeçenlere karşı yaptıklarının birer terörizm olduğunu, bu
bağlamda Nisan ayı başında Malezya’da uluslararası bir toplantı
düzenlenerek, terörizm konusunun görüşüleceğini ve terörizmin
tarifinin belirleneceğini ifade etmiştir.
Malezya, gerek
ulaştığı ekonomik seviye ve iktisadi güç ile gerekse bölgede,
İslam ülkeleri arasında ve dünya siyasetinde etkin bir yer
edinme hedefine yönelik politik çıkışları ve eylemleri ile
dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir.
Nitekim,
uluslararası
bir çok konjekturel iktisadi teoriye göre, ‘iktisadi güç ve
siyasi liderlik’ sürekli dünyanın bir bölgesinde sabit kalmayıp,
doğudan batıya doğru ivme kazanarak hep yer değiştirmiştir. Bu
senaryolara göre Doğu Asya kıyılarından başlayan iktisadi güç ve
siyasi liderlik, yüzyıllar boyunca Çin, Orta Asya, Anadolu ve
Avrupa’dan sonra Atlantik’in bati yakasına; Amerikaya geçmiştir.
Ancak günümüzde bu iktisadi güç ve siyasi liderlik, tam bir
dönüşünü tamamlayarak Asya-Pasifik bölgesinde zemin bulmaktadır.
Bu gelişmeyi dikkatle takip eden gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkeler bu olayı kendi lehlerine çevirmek, en azından uzunca bir
zaman için geciktirmek ya da birleşerek daha güçlü karşı
koyabilmek için bölgesel entegrasyonlara gitmektedirler. Daha
önce eski Doğu Blok’unun siyasi ve askeri tehdidine ve ABD’nin
iktisadi rekabetine karşı kurulan Avrupa Birliği, son zamanlarda
ilgisini Asya-Pasifik bölgesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Sonuç
olarak ülkemizin de Asya-Pasifik’te yaşanan bu gelişmelerden
kendine pay çıkarması, başta Malezya olmak üzere bu bölgedeki
tüm ülkelerle ilişkilerini geliştirmesi, sağlamlaştırması ve
çeşitli, iktisadi / siyasi organizasyonlar, anlaşmalar ve hatta
entegrasyonlarla daha ileri düzeye taşıması gerekmektedir
Selam, sevgi, dostluk
ve muhabbetle...
|