RAMAZAN ERDOĞAN
BAŞKOMİSER
ÖĞRETİM GÖREVLİSİ
İSTANBUL ŞÜKRÜ BALCI POLİS MESLEK YÜKSEKOKULU
e-posta: ramazan_erdogan@hotmail.com
TÜRKİYE'DE
POLİSİN İFADE ALMA YETKİSİ VE GÜNCEL SORUNLAR
TÜRKİYE'DE POLİSİN İFADE ALMA YETKİSİ VE GÜNCEL SORUNLAR
Hukuk düzenimizde, devletin tanımak, saymak veya dayanmak
zorunda olduğu (Any. m.2), doğumla kazanılan, insanın
vazgeçilmez, temel hakları vardır. Devlet temel görevini yerine
getirirken, en başta kendi kurum ve kuruluşlarının ve kendinin
istihdam ettiği kişilerin insan haklarına saygılı olmasını
sağlamak zorundadır. İnsan haklarına saygılı olması gereken
kurumların başında; elbette işi icabı, devletin silahlı bir
kuvveti olan polis teşkilatı ve bu teşkilatın mensupları
gelmektedir.
Polis görev ve yetkisi 4.7.1934 tarihinde çıkarılmış olan 2559
tarihli Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile düzenlenmiştir.
PVSK’ nunun, 1. maddesinde, polis görevinin neden ibaret
olduğunu göstermiştir. Kanunun 1. maddesinin 1.fıkrasına göre,
polisin “ asayişi, amme, şahıs tasarruf emniyetini ve mesken
masuniyetini korumak, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve
ammenin istirahatını temin etmek, ayrıca, yardım isteyenlere,
yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere yardımda bulunmaktır
”. Kanun bundan başka, 1. maddesinin 2. fıkrasında, “ kanun ve
nizamnamelerin polise verdiği vazifeler ” i de polis görevi
saymıştır.
Polis insan haklarının teminatı olmak zorundadır. Bu, hukuk
devleti olmanın zorunlu bir sonucudur. Hukuk devleti ile insan
hakları arasındaki bağlantı ancak yargı faaliyetinde polis
faaliyetinin net bir biçimde ayrılması halinde mümkün
olabilecektir.
Polisin faaliyeti aslında salt idari bir faaliyettir. Gerçekten,
idarenin faaliyetleri içerisinde en önemli ve en temel faaliyet
polis faaliyetidir. Bu, en genel anlamda, kişi güvenliğinden
mülkiyetin korunmasına, halkın ahlakından beşeri toplulukların
esenliğinin sağlanmasına kadar olan alanı kapsayan kamu
düzeninin korunmasına ilişkin faaliyetlerdir.
Kamu düzeninin korunması, bir yerde polisin varlık nedenidir.
Yatağımızda rahat uyuyabiliyorsak, bunun nedeni, kamu düzeninin
korunmasıdır. Polisin suçları önleme görevi, idarenin
düzenleyici işlemleriyle ya da kanunla sağlanabilir. Ancak,
hukuk devletinde esas olan, polisin görevinin kanunla
sağlanmasıdır. Bu, polis faaliyetinin kaynağının kanun olması
demektir.
Bugün polis, toplumun refahı, ilerlemesi hususlarını engelleyen
durumları ortadan kaldırmak zorundadır. Böyle olunca, polis
faaliyetinin alanı daha da genişlemiş, dolayısıyla kamu düzenini
ve güvenliğini sağlamak yanında, toplumda insanı sahipsiz ve
yalnız bırakmamak da polisin görevi olmuştur.
Demokratik bir hukuk düzeninde polisin görevi, kamu düzeni ve
güvenliğini sağlamak yanında, herkesin tanınan temel hak ve
hürriyetlerden en iyi bir biçimde ve eksiksiz yararlanmasını
temin etmektir. Polis, bugün toplumun hizmetinde olduğu kadar,
kişinin de hizmetinde olmaktadır. Bundan ötürü, polis
faaliyetini, artık insan haklarının bir engeli olarak değil,
insan toplum karşıtlığı içerisinde insan haklarının teminatı
olarak algılamak gerekmektedir.
Hukuk düzenimizde “ polis faaliyeti ” denen idari faaliyeti
belirleyen özellik, polis görevi ve yetkisinin, kanundan
doğması, yani polis görev ve yetkisinin kaynağının kanun
olmasıdır. Bir devlet hukuk devletiyse, o devletin hukuk
düzeninde polisin görev ve yetkisi ancak kanundan doğabilir,
aksi takdirde, hukuk devletinden söz edilemez.
1- HAZIRLIK
SORUŞTURMASINDA POLİSİN ROLÜ
Hazırlık soruşturmasının gayesi, kendisinden sonra gelen son
soruşturmayı hazırlamak, bir diğer söyleyişle onun daha iyi,
daha çabuk, daha teminatlı yapılabilmesini sağlamaktır. Gayenin
bu şekilde ifadesi, her müşahhas ön soruşturmadan muhakkak son
soruşturmaya geçileceği manasına gelmez. Müşahhas muhakemede son
soruşturmaya lüzum olmadığı anlaşılabilir.Bu takdirde, bünyenin
göreve uygunluğu prensibi gereğince, son soruşturmadan
vazgeçilecek ve muhakeme hazırlık soruşturma ile sona
erecektir.[1]
Hazırlık soruşturması, suç şüphesinin öğrenilmesi üzerine,
devletin koğuşturma organlarının harekete geçmesiyle başlayan ve
bu şüphenin kamu davası açmaya yetecek kadar kuvvetli olup
olmadığının araştırıldığı ceza muhakemesi safhasıdır.[2]
Ceza muhakemesinin bu aşaması tüm taraflar için büyük öneme
sahiptir. Gerçekten de, ilk adımlar genellikle belirleyici
olduklarından, burada mümkün olan tüm itina gösterilmelidir.
Son soruşturmada zamandan ve emekten tasarruf için, ancak olayın
ispatına yarayacak, hakikaten delil olabilecek beyan, belge ve
belirtiler mahkemeye sunulmalıdır. Hazırlık soruşturması bu
ayıklamayı sağlar.
Hazırlık soruşturmasını doğuran ihtiyaçların başında
mahkemelerin işini azaltmak ve sanığı esassız ithamlardan
korumak gelmektedir.
Hazırlık soruşturması, belki son soruşturmaya ihtiyaç olmadığını
gösterecek ve muhakeme faaliyeti, uygunluk prensibi gereğince,
önsoruşturma ile birlikte sona erecektir. Bu sona eriş hem
mahkemelerin işini azaltacak, hem de sanıklar için bir teminat
teşkil edecek onları aleni olan son soruşturmada sanık
sandalyesine oturmak külfet ve utancından kurtaracaktır.[2]
Savcının yaptığı soruşturma yani hazırlık soruşturması, iki
ihtiyaca cevap vermek üzere ortaya çıkmıştır. Dava açılmasına
yer olup olmadığının araştırılması, son soruşturma yapan
hakimlerin yükünün teminata zarar vermeden azaltılması amacını
taşımaktadır.
Suç faillerini meydana çıkaracak ipuçlarının araştırılması
işinin bir dedektiflik işi olduğunu unutmamak gerekir. Bu durum
karşısında, ilk zamanları, savcının hazırlık soruşturmasını
isterse kolluğa yaptırabileceği kabul edilmekle araştırma
sorununun çözülmesine çalışılmıştır. Bizim kanunun tutumu da
budur. Ancak savcının bir çeşit yardımcısı payesi verilen
kolluğun bu araştırmayı nasıl yapacağı düzenlenmemiştir.[2]
Polisin ifade alma işlemini, savcıdan aldığı direktif üzerine
yapar. Kanunumuz kendiliğinden ifade almayı, sadece gecikmesinde
sakınca olan hallerde kabul etmiştir.[3]
Son zamanlarda suçların artması o kadar çoğalmıştır ki, bugün
bir kısım suçlarda soruşturmayı, idaresi ve sonuç çıkarması ile
birlikte, sadece kolluğa bırakmak bir zaruret olmuştur.
Hazırlık soruşturması organlarının başında savcılık gelir.
Savcının görevi kaide olarak soruşturmayı idare eden ve sonuç
çıkarmadan ibarettir. Hazırlık soruşturmasının özünü teşkil eden
bilgi edinme ve araştırma ayrı bir tekniği gerektiren kolluk
işidir. Bu itibarla suç kolluğu hazırlık soruşturmasının başlıca
organlarından biridir.
Savcının suç kolluğu tarafından yapılan soruşturmayı idaresi
tatbikatta çok defa kağıt üzerinde kalmakta, savcılar
soruşturmaları kolluğa havale ile yetinmekte ve sonunda gerekli
sonucu çıkarmaktadırlar.
İlerde delil olabilecek şeylerin ve delil kaynaklarının
araştırılması demek, ipuçlarını aramak, onlar vasıtası ile suçu
işlediğinden hakikaten şüphelenilecek kimseyi bulmak demektir ki
bu da özellikle kolluk işidir. Kanun bunu kolluğa vermiştir.
Kolluk suçu öğrenince, arayıp bulunca, delilerin karartılmaması
için gerekli tedbirleri alacaktır.
Araştırmanın özellikle kolluk işi olması, suç kolluğunun
araştırmasını idare eden savcının aynı işlemleri bizzat
yapabilmesine elbet engel değildir.
3005 numaralı meşhut suçların muhakemesi kanununa göre kolluk,
ağır cezalık işlerde sadece suç delil ve izlerinin muhafazası
için tedbir aldığı halde, ağır cezalık olmayan işlerde maddi
sübut vasıtalarını elde edip aynı günde savcılığa teslim
eylemekle görevlidir.
Hazırlık soruşturmasının temel yapısal sorunu, bu muhakeme
aşamasının tamamen veya esaslı olarak savcılığın veya / ve
polisin elinde olup olmamasına dayanmaktadır.
Karşılaştırmalı hukukta bu konuda değişik modeller
bulunmaktadır. [4] Bunlar;
İlki, hazırlık soruşturması veya onun önemli kısmının polisin
elinde olduğu modeldir: İngiltere de polis, hazırlık aşamasının
hakimidir.; polis, soruşturmalar ve delillerin toplanmasından
tek başına sorumludur. Aynı durum ABD de geçerlidir; burada da
polisin hazırlık aşamasında delillerin toplanmasında,
savcılıktan bağımsız olarak meşguldür. Danimarka’da da 1978’ den
beri polis makamları (şüphesiz Adalet Bakanlığının denetimi
altında), polis işleri denilen basit olaylarda davayı açarlar ve
diğer olaylarda soruşturmalarının sonuçlarını dava açmak üzere
savcılığa devrederler.
İkinci model, savcılığın bireysel olaydaki talimatıyla bağlı
olmak üzere, polisin asli bir yetkisi şeklinde ortaya çıkar.
Fransız polisi cumhuriyet savcısının talimatlarını soruşturma
faaliyetlerinde dikkate almak suretiyle kendi yetkisine
sahiptir.
Üçüncü model ise Almanya ve Türkiye’de ki, kanuna göre
savcılığın, fakat gerçekte polisin hazırlık soruşturmasının
hakimi olduğu sistemdir. Hollanda’da da bu sistem geçerlidir.
Dördüncü model ise, 1989 reformundan sonra İtalya’da geçerlidir.
Burada,adli polis kendi insiyatifi, ihbar veya adli makamların
talimatıyla soruşturmaya girişir. Bunun yanında savcılığın
koğuşturma hareketleri öngörülür. Bu sistem, Anglo—Amerikan ve
kara Avrupa sı sistemlerini bağdaştırmayı denemiştir.
Soruşturma ile ilgili olarak mağdur, şüpheli veya muhbir
durumundaki şahısların suç hakkında bildiklerini, gördüklerini
ve duyduklarını açıklamalarına İfade denir. Gördüğü, yaşadığı
bir olayı nakleden kişilerle ilgili olarak yapılan bilimsel
araştırmalar 1812 tarihinde yazılmış eserlere kadar geriye
gider.
2- POLİSİN
İFADE ALMA YETKİSİ
Bir suç şüphesi nedeniyle sanığa karşı yürütülen hazırlık
soruşturmasında, kolluk ve savcı tarafından sanığın ifadesi
alınır.
İfade almanın ya da ifadenin iki önemli fonksiyonu vardır. [5]
Birincisi, alınan ifadenin sonucu olarak yeni esaslı gerçeklerin
tespiti ve araştırılan olayla ilgili karar verilmesidir. Bu
şekilde, koğuşturulan olayla ilgili olarak tespitler ve
araştırma şekillenebilir. Örneğin, olaya karışmış başka kişiler
varsa, onların yakalanması mümkün olur.
İkincisi ise, alınan ifadeler yapı taşlarına benzer deliller
olarak, daha sonra savcılığın son soruşturma aşamasında ispatı
yürütmesinde ve yapılan muhakemede delillerin
değerlendirilmesinde dayanak teşkil etmesidir.
İşte hazırlıkta alınan ifadeler vasıtasıyla yönlendirilen
soruşturmanın sonucu olarak elde edilen yapı taşları ile
gelecekteki delil binası şekillenir.
Hazırlık soruşturmasında kendisine önemli görevler düşen
makamlardan biri de kolluktur. Kolluk kanunların ihlal
edilmesini önleyen ve ihlal edenlerin de cezalandırılması için
onları delilleri ile birlikte savcılığa teslim eden kurumdur.[6]
Savcı, bir suçla ilgili araştırma işlemlerini bizzat kendisi
yapabileceği gibi kolluk makam ve görevlilerine de bu işleri
yaptırabilir. ( CMUK 154 )
Özellikle günümüzde suçluların hızlı bir şekilde arttığı
düşünülünce, bütün suç şüphesi taşıyan olaylarla ilgili
araştırmaların bizzat savcılarca yapılamayacağı kolaylıkla
anlaşılır. Ancak kolluğun bu faaliyetlerinde savcının hukuki
kontrol mekanizmasına bağlı olması kabul edilmiştir.
Suç kolluğu hazırlık soruşturması sırasında yapılan araştırma
işlemlerini yürüten makam olduğundan, olay ile ilk defa temasa
geçen koğuşturma organıdır. Suça ilişkin araştırmaların
yapılmaya başlaması ile hazırlık soruşturması da başladığından,
suç kolluğunun bu aşamada yaptığı işlemlerin ayrıntılı olarak
düzenlenmesi ihtiyaç olarak kendisini hissettirmektedir.
Hazırlık soruşturmasında bir kişiye suç isnat edilmesine gerek
bulunup bulunmadığı araştırılacaktır. Bir ön eleme yapılması
bilfiil olarak bulunmayan savcıların emek ve zamanlarından
tasarruf sağlar.
3842 Sayılı yasayla değişik CMUK’ nun 154/2. madde gereğince “
Bütün zabıta memurları el koydukları olayları, yakalanan kişi
ile uygulanan tedbirleri Cumhuriyet Savcılıklarına derhal
bildirmek ve C. Savcılığının adliyeye ilişkin işlerde bütün
emirlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Cumhuriyet Savcıları
emirleri yazılı olarak verir, acele hallerde sözlü emirde
verebilirler ”.
Sözlü emri verdiği durumlarda Cumhuriyet Savcısı vermiş olduğu
emirlerden zabıta amirini haberdar eder. Cumhuriyet Savcısının
emri üzerine yakalanan kişiler, olayın sanık ve tanıkları,
yapılan işlemlere ait evrakla birlikte belirtilen gün, saat ve
yerde zabıta kuvvetlerince hazır bulundurulacağı öngörülmüştür.
Bütün zabıta makam ve memurları C. Savcısı adına adli görev
yapmaktadır. Hazırlık soruşturmasında asıl görevli C.
Savcısıdır. C. Savcısının haberi olmadan bir kimsenin
yakalanması ve nezarette tutulması zabıta makam ve memurlarını
işkence yaptıkları isnadı altında tutulacağı cihetle 154. madde
değiştirilmiş C. Savcısına daha fazla hakimiyet tanınmıştır.
Savcılık uygulamada genellikle polisle olan ilişkilerini adli
görev yapmakla görevlendirilen şube müdürlükleri veya ilçe
jandarma komutanlıklarına vermektedirler.[7]
Hazırlık soruşturmasında sonuç çıkarmak yetkisi C. Savcısına
aittir. C. Savcıları uygulamada hazırlık soruşturmasını bizzat
idare etmekte, soruşturmayı yürütme işini iş yoğunluğu sebebiyle
kolluğa devretmektedir. Aynı zamanda bazı suçlarda araştırma
görevi teknik bir mahiyet göstermekte ve dedektifi
gerektirmektedir. Hazırlık soruşturması sırasında işlenen suçla
ilgili beyan, belge ve izler araştırılır ve tespit edilmeye
çalışılır. Bu devrede adli kolluk ilerde delil olabilecek
şeyleri elde etmeye çalışır. [8]
Çoğu olayda savcının bir suç şüphesinin mevcut bulunduğunu ve
bir araştırma yapılmış olduğunu ancak kolluk tarafından yapılan
araştırmalar bittikten sonra öğrenmesi gerçeği karşısında,
denebilir ki, hazırlık soruşturmasının hemen tamamı kolluk
tarafından yürütülmektedir. Bu ise şüphesiz, kolluğun hukuki ve
mesleki yönden çok daha iyi eğitilmesini zorunlu kılmaktadır.
Ancak bu sayede koğuşturma makamlarıyla, daha doğrusu kollukla
karşılaşmak durumunda kalan bireylerin hak ve hürriyetleri
korunabilir.
Oysa kolluğun durumu ve imkanları buna uymamaktadır. Uygulama
şartlarının ortaya çıkardığı bu gerçek, her türlü teknik
imkanlarla donatılmış, suçların ve suç faillerinin
araştırılmasında, sorgu ve her türlü delil toplamada uzman,
hepsinden de önemlisi, insan haklarına saygılı bir teşkilatın;
suç kolluğunun kurulmasını zorunlu kılmaktadır.[9]
Polis ifade alırken ya önleme yetkisi ile veya idari yetkisiyle
soru sormaktadır. İki görev arasındaki geçiş aşaması olan
istihbarat da söz konusu olabilir. Polisin ifade alması tanık
dinlemek niteliğinde olmadığı gibi, sanığın sorguya çekilmesi de
değildir. Bir çuval pirincin içindeki taşları ayıklamada olduğu
gibi, polis bir çok kişiye soru soracak, içinden önemli olanları
ayıklayacaktır. Amaç ipucu yakalamak ve bunu takip etmektir.
Polis görev alanına giren konularda, ihtiyaç duyduğu bilgileri
gerçek ve tüzel kişilerden her türlü kurum ve kuruluştan
isteyebilir. Bu isteğe uymak ve eksiksiz ve doğru olarak,
zamanında bilgi vermek mecburiyeti vardır. Polis yaptığı
tahkikat esnasında, ifadelerine ihtiyaç duyduğu kişileri
çağırarak, onlara lüzumlu olan şeyleri sorar. (PVSK m.15)
Polisin ifade alma yetkisi ya idari soruşturmadan, ya da adli
soruşturmadan kaynaklanabilir. Polis tarafından ifadesi alınacak
kişiler şunlardır: Suçtan zarar gören mağdur, şikayetçi, olayı
ihbar eden kişi, tanık, suçu işlediği zannedilen şüpheli ve
bilgi ve görgüsüne gerek duyulan diğer kişiler.[10]
İfadesi alınmak üzere karakola davet edilen kişilere,
gelecekleri gün önceden belirtilmelidir. Geçerli bir özrü olup
da başka bir zaman gelmek isteyenlerin istekleri olumlu
karşılanmalıdır. İfadesi alınırken önce kimlik tespiti
yapılmalı, zor kullanılmamalı, birden fazla kişinin ifadesi
alınacaksa, yan yana bulundurulmamalıdırlar.
Polis ifade alma faaliyetini yalınızca polis karakolları veya
merkezlerinde gerçekleştirmez. Her ne kadar PVSK’ nun ifadesinde
böyle bir anlam çıkmakta ise de, polis ifade alma
faaliyetlerini, karakol dışında da sürdürür. Suçun işlendiği
yerde veya karakol dışında yapılan bu faaliyete de ifade alma
denbr> Polis alt kültüründeki soyutlanma ve şüphecilik
özellikleri, suç teşkil eden fiille ilgili herkesi zanlı
sınıfına sokar. Çoğu zaman, suç mağduru dahi, polis için
zanlılardan biridir. İfade alma sırasında polis, özellikle
şüphelendiği kişilerden ikrar elde etmeğe çalışır. Polis alt
kültürünü incelediğimiz zaman görmüş olduğumuz gibi, polis etkin
olabilmek için ifade alma sırasında hile yapabilir.[11]
İfade alma, suça ilişkin gerçeği ortaya çıkarmak için kullanılan
bir araçtır. Polisteki soyutlanma, şüphecilik ve hile
özellikleri, ifade almayı, gerçeği ortaya çıkarma faaliyeti
olmaktan çıkarıp, ikrar elde etme çabası haline sokabilir. Bu
sebepten, ifade almayı yalnızca bir araç olarak değerlendirip,
dikkatli kullanmak gerekir. İfade alma, çoğunlukla polis
kontrolü altındaki yerlerde gerçekleştirildiğinden, ifade veren
bakımından maddi ve manevi baskılar söz konusu olabilir.[12]
Memurların muhakemesinde ön soruşturma idare tarafından yapılır.
Burada bir soruşturmacı görevlendirilir ve ifade alınır. Bu tür
ifadeler değerlendirilirken ifade alanın amir olduğu ve kurum
içi çatışmalar bulunabileceği göz önünde tutulmalıdır.
Polisin ifadesini almak üzere çağırdığı kişi, geniş anlamda
sanık ise veya tanıklıktan çekinme yetkisine sahip olabilecek
bir kişi ise, ifadenin alınmasından önce bu kişiye sahip olduğu
haklar öğretilir. Geniş anlamda sanığın susma hakkı vardır. Bu
mecburiyet ‘ haklarını öğrenme hakkının ’ gerçekleşmesine yarar.
Mehaz kanunda 1964 yılında yapılan değişiklikle, sanık sıfatı
ile poliste ilk defa ifadenin alınmasından önce, ‘ isnadın
açıklanması ’ ve daha sonra da, ‘ isnat hakkında açıklama yapmak
veya olay ile ilgili olarak hiçbir şey söylememek ve her zaman,
hatta ifade vermezden önce seçeceği bir müdafie danışma ’
haklarına sahip bulunduğunun öğretilmesi mecburi hale
getirilmiştir.[13]
İfadesi alınırken, sanık hakkında yasak sorgu metotları da
uygulanamaz.
Başarılı bir ifade almanın esaslarını şu şekilde sıralamak
mümkündür.
1.En temel kural, sanığın ruhi durumunu tespit etmek ve sonra
ona, onun seviyesinde yaklaşmak, yani sanığı kendine çekmektir.
Burada bağlantı noktası, sanığın düşünce hazinesinin
araştırılmasıdır.
2.İfade alan, sanık ile devamlı olarak bakışları ile bağlantı
kurmak zorundadır.
Belkide en önemli koşul, ifade almadaki güven unsurunu harekete
geçirici bir atmosfer yaratılmasıdır.
3.İfade alma, acele ile bitirilmek zorunda olmadan, sakin
gerçekleştirilmeli ve sinirlenilmemelidir.
4.Sorular sanık
tarafından değil ifade alan memur tarafından sorulmalıdır.
5.İfade alan, sanık karşısında ihtiyatlı olmak zorundadır. O,
bütün gerçekleri bilmeden ve tanımadan, sanığın ifadesini acele
bir şekilde özetlemekten kaçınmalıdır.
6.Başarılı bir ifade alma için diğer bir ilke ise, ifade alanın
ifade almayı iyi bir şekilde sevk ve kullanılan dilde
açıklıktır.
7.İfade alanın, sanığın kişiliği ve fiil konusunda, mümkün
olduğu kadar çok bilgi sağlanmasının ayrıca önemi vardır.
3-İFADE ALMADA
İZLENMESİ GEREKEN USÛL
Geniş anlamda sanığın polis tarafından ifadesinin alınmasında
yapılacak ilk işlem, kimlik tespitidir. İfadesi alınan kişinin,
adı, soyadı, baba ve ana adı, doğum yeri, tarihi, nüfus kaydı,
yaşı, ikametgahı, mesleği, medeni hali, daha önce suç işleyip
işlemediği belirlenir. (CUMUK m. 135) Daha sonra sanığa
yüklenilen suçun ne olduğu bildirilir ve bu hususta cevap vermek
isteyip istemediği sorulur. (CUMUK m. 135/1)
İfadesi alınacak olan kişiye isnat edilen suç anlatılır. (CUMUK
m. 135/2) Müdafi tayin hakkının bulunduğu bildirilir. Kendisi,
müdafi tayin edebilecek durumda değilse, baro tarafından tayin
edilecek bir müdafi talep edebileceği ve yakınlarından
istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir. (CUMUK m.
135/3)
İfadesi alınan kişinin susma hakkı vardır. (CUMUK m. 135/4 ) Bu
nedenle ona, kendisine isnat edilen suç hakkında açıklamada
bulunmasının kanuni hakkı olduğu söylenir.
İfadesi alınacak olan kişinin lehindeki delil toplanmasını talep
etme hakkı vardır. (CUMUK m. 135/5) Bu hak, kendisine
hatırlatılmaktadır. Ayrıca aleyhine varolan şüphe sebeplerini
ortadan kaldırmak için lehine olan hususları ileri sürmek
imkanına da sahip olmaktadır. Ayrıca ifade verenin, şahsi
halleri hakkında bilgi alınacaktır.
Kanunumuzun CUMUK 135. maddesi, ifade veya sorgunun, bir
tutanakla tespitini öngörmektedir. Bu tutanakta işlemin
yapıldığı yer ve tarih, hazır bulunan kişilerin isim ve
sıfatları, ifade verenin açık kimliği, ifade sırasında kanunda
öngörülen işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, yerine
getirilmemişse, bunun sebepleri yazılır. Tutanak ilgili kişiler
tarafından imzalanır. İmzadan imtina halinde, bunun nedenleri
tutanakta yer alır.
Alman hukukunda da şüphelinin ifadesinin alınması, yeni eklenen
maddelerle düzenlenmiştir. Şüpheli olan bir kişinin polis
memurları tarafından ilk defa ifadesi alınırken kendisine isnat
edilen fiil açıklanacak, ifadenin alınması sırasında ise sorguya
ilişkin hükümler olan 136 ve 136 a maddeler uygulanacaktır. 136
a madde yasak sorgu metotlarını düzenlemekte olup, kanunumuzda
benzer bir hüküm bulunmamaktadır.
Hazırlık soruşturmasında, ilerde mahkeme önünde delil olabilecek
şüphe sebepleri toplanmaktadır. Delillerin toplanmasında
uyulması gereken ilkelerden biride ‘doğruluk’ kuralıdır. Bu
kural milletlerarası antlaşmalar (İHEB 5,12; İHAS 3,6ve 8),
anayasa ve ceza muhakemesi kanunu ile düzenlenmiştir.
Delillerin toplanması sırasında vücut bütünlüğüne, özel hayatın
gizliliğine ve savunma hakkının korunmasına saygı gösterilir.
Hile veya tehdit ile elde edilen deliller hukuka aykırı delil
sayılır. Suçun topluma verdiği zarar ile, delillerin toplanması
için uygulanan metotların topluma verdikleri zarar arasında bir
denge kurulması gerekir. Eğer ki zarar birbirine eşitse,
doğruluk kuralının ihlal edildiği kabul edilmelidir.[14]
Delillerin toplanması sırasında hile yapılmasını kabul etmeyen
Erem, hilenin hakimin gerçeğe ulaşmasını güçleştireceğini
belirtmektedir.[15]
Kolluğun ifade alırken nasıl davranması gerektiği, yukarıdaki
ilkeler göz önünde tutularak kanunla düzenlenmelidir. Nitekim
1959 tarihli Fransız kanunu ifade almanın başladığı ve bittiği
saatlerin tutanakta gösterilmesini öngörmüştür. Ayrıca savcının
istek üzerine nezaret altında bulundurulan kimseyi muayene
etmesi için bir hekim görevlendirmesi kabul edilmiş, 24 saatten
fazla kollukta nezaret altında tutulan kişinin savcıya
götürülmesi ve saccı tarafından dinlenmesi hükmü
getirilmiştir.[16]
Bizde de, ifadesi alınmak üzere ceza ve tutukevinden alınan
kişiler kaldıkları sıradaki durumlarının doktor raporuyla tespit
edilmesini isteyebilirlerdi. 1985 yılında 3233 sayılı kanunla
PVSK nun 15. maddesine eklenen bu hüküm daha sonra Anayasa
Mahkemesince iptal edilmiştir. Bu düzenleme Federal Almanya’da
halen vardır ve ifade alma her iki yerde de yapılmaktadır. Bizde
iptal edilen müessese daha sonra başka bir kanunla dahil
edilmiştir. [17]
4- İFADENİN DELİL OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ AŞAMASI
Polis tarafından hazırlanan ifade tutanakları duruşmada delil
olarak okunmaz. Ancak delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesi
gereğince, mahkemenin hükme esas olarak kabul edeceği bilgileri,
kendi önünde söylenen ifadelerden, tanık beyanından kazanması ve
bu bilginin tartışmaya sunulması gerekir.
Bu nedenle zabıtadaki ifadenin tek başına delil olma özelliği
yoktur. Zabıtada baskı yapılarak suçun ikrar ettirilmiş olması
ihtimali de mevcuttur. Poliste suçu ikrar eden sanık, bu ikrarı
cebir ve işkence altında yaptığını beyan eder, bu hususta bir
doktor raporu ibraz eder ve kendisini döven zabıta memurları
hakkında da bu fiillerinden dolayı kamu davası açılmış olursa,
ikrarın delil olma niteliğini kaybedip kaybetmediğini mahkeme
irdelemelidir.[18]
Bütün bu söylenenlerden sonra akla şu soru gelebilir; Eğer
mahkemede delil olma değeri yoksa, polise ifade alma yetkisi
verilmesinin ne anlamı vardır? Polisin aldığı ifade, hazırlık
soruşturması sırasında ele geçen bilgileri ayıklamak, tasnif
etmek, önemli ile önemsizi ayırmak için gereklidir ve
vazgeçilemez bir değer taşımaktadır. Alınan ifadeler ile
soruşturma ve araştırmaların ilerlemesi sağlanır.
Bu nedenle, polisin ‘geniş anlamda sanık’, sanık,tanık, veya
üçüncü kişilere sorular sorması, aldığı cevaplara göre,
araştırma yolunda ilerlemesi gerekir. İleride önem kazanacak
ifadeler elde edilirse, ifade sahiplerinin hemen sulh hakimine
çıkarılarak, bu ifadeye ‘delil’ değeri kazandırılması önemlidir.
İfade alınabilmesi için;
-Adli veya idari suç soruşturması söz konusu olmalıdır.
-İfadesine başvurulacak kişilerin suçla ilgili gördüğü, duyduğu
bilgileri olması gereklidir.
Soruşturmada olay yerinin incelenmesi, delillerin toplanması ve
değerlendirilmesi yanında olayın açığa ve aydınlığa
kavuşturulabilmesi bakımından alınacak ifadelerde büyük önem
taşımaktadır. Hiçbir soruşturma,bütün tanıklar ve sanıkları
sorguya çekilmeden sonuçlandırılamaz. ifade almayı öğrenmek ve
öğrenilenleri uygulamak soruşturmayı sağlam temellere
oturtturur. Doğru sonuçlar elde edilir. ileride sürpriz tanık ve
deliller ortaya çıkmaz.
Alınan ifadeler ile suçun nedeni,nerede,ne zaman
işlendiği,işleniş biçimi, kime karşı işlendiği, suç işleme
tarihi suç işlenirken kullanılan alet, suç işlenirken teşvik
veya yardım olup olmadığı, olay anında alkol durumu gibi
hususlarda detaylı bilgi edinilip gerçek olay meydana
çıkartılır.
Karakol ve şubelerde kapalı odalarda alınan ifadeler
yönetmelikle düzenlenmelidir. Bu düzenlemenin amacı, sahte ifade
düzenlemesi ve kötü muamele yapılarak ifade alınmasını
önlemektir. Teknik ne kadar gelişirse gelişsin ifade almak daima
gereklidir. Ancak diğer teknik araştırma metotları
geliştirilmedikçe, ikrar önemini muhafaza edilecektir.
Supreme Court 1936’dan başlayarak, 30 yıl “ İkrarın iradi olup
olmadığı ” denetlemişti. Bu denetlemede olayın bütünlüğü göz
önünde tutuluyordu. Delil nedeni ile mahkeme görüş değiştirdi.
Kimsenin kendisi aleyhine delil vermek mecburiyetinde olmaması
kuralı kullanılmaya başlandı. 1943 den itibaren yakalanan
kişinin hakim önünde geç çıkartıldığı hallerde, ifade geçersiz
sayılmaya başlandı. Bu uygulamaya 1968 tarihli kanun ile son
verildi. Sadece iradilik aranmakta iken, ikinci bir unsur olarak
müdafile danışma hakkı kabul edildi.
Karakolda müdafiin yardımından yararlanma hakkını kullanmamışsa
ifade geçersiz sayıldı.
İkrarı doğrulayan başka inandırıcı delil bulunmadığı takdirde,
mücerret ikrar mahkumiyet için yeterli değildir. [19]
Bir olayda, duruşma da suçu reddeden ve hazırlıktaki ikrarın
zora dayandığını söyleyen sanığın, eylemi işlediğine dair başka
deliller olmadığı halde yakınlarının tanıklığına dayanılmak
suretiyle hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. [20]
Diğer bir davada; sanık tarafından gösterilen ve olay yerindeki
aramaya katılan tanıklarla, tutanağı düzenleyen tanıklar
arasındaki çelişki giderilmeden ve jandarmadaki ifadenin zora
dayandığını belirterek suçu reddeden sanık aleyhine başka da
deliller bulunmadığı halde, taallükatının tanıklığı ve
hazırlıktaki ikrarın ve bu ikrarı elde eden tanık anlatımlarının
yetersizliği konusunda başkaca kanıtlar aranacağı gözetilmeden
hüküm kurulması, bozma sebebi yapılmıştır.[21]
5- İFADE ALMADA
KARŞILAŞILAN GÜÇLÜKLER
İfade almada karşılaşılan güçlüklerin başında:
1-Herhangi bir suç şüphesi üzerine karakola davet edilen
kişinin, kendisini ispat edecek herhangi bir belgesinin veya
hüviyetinin olmamasıdır. CUMUK m. 135’e göre; sanığın kolluk
tarafından ifadesinin alınmasında yapılacak ilk işlem kimlik
tespitidir.
İfadesi alınan kişinin adı, soyadı, baba ve ana adı, doğum yeri,
tarihi, nüfus kaydı, yaşı, ikametgahı, mesleği, medeni hali,
daha önce suç işleyip işlemediği belirlenir.
Kendisini ispat edecek herhangi bir belgesi yoksa, karakola
davet edilen şüpheli hakkında sağlıklı bir kimlik tespiti ve
ifade alma işlemi yapılamamaktadır.
Şüpheli daha önceden herhangi bir nedenle suç işleyen sabıkalı
bir şahıs ise ve kendi gerçek kimliğini gizlemek ihtiyacı
hissederse, kimliği olmadığı için kolluk kuvvetine yanıltıcı
bilgiler vermektedir. Şüphelinin yalan beyanla vermiş olduğu
kimlik bilgilerine göre işlem yapılmakta ve şüpheli hakkında
sağlıklı bir çalışma yapılamamaktadır. Bu durum polisin gereksiz
olarak zaman kaybına neden olmaktadır.
Şüpheli daha önceden sabıkalı ise ve gerçek kimliği yapılan
parmak izi çalışmasından anlaşıldıktan sonra, şahıs hakkında
yapılan tüm işlemler boşa gitmekte ve işlemler yeniden
düzenlenmektedir. Ayrıca şahıs hakkında yalan beyanda
bulunmaktan yasal işlem yapılmakta, şahsın gözetim süresini de
göz önüne alır isek, kolluk işlemini yetiştirememektedir. Bu da
polisin işgücü kaybına neden olmaktadır.
2- İfade almada karşılaşılan bir diğer zorluk ise, tanıklarda
yaşanmaktadır.
Tanık, soruşturmaya konu olan suçun işleniş şekli sebebi, yeri,
zamanı, vasıtası veya faili hakkında görme, işitme veya diğer
beş duyu organları ile edindiği bilgileri aktaran kişidir.
Tanık ifadesi ceza uygulamasında kanıt olma özelliği vardır.
Diğer deliller gibi bunun da hukuki geçerliliği hakim tarafından
takdir edilir, buna göre karar verilir.
Tanıkların vermiş olduğu bilgiler her zaman güvenilir
olmamaktadır. Tanıklar bilerek yada bilmeyerek, isteyerek yada
istemeyerek soruşturmayı başka yöne çekebilmektedirler.
Polisin tanıklar hakkında fazlaca bir yaptırımı olamamaktadır.
Hakim kararının yerine getirilmesi amacıyla, usulü dairesine
çağırılıp gelmeyen tanıkları CMUK m. 46’da “ Usulü dairesinde
çağırılıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıklar zorla
getirilir ve gelmemelerinin sebep olduğu masraflar ile beraber
para cezasına mahkum edilir” denilmektedir.
Zorla getirme yetkisi zabıtaya verilmişse de, bu yetki zabıtanın
bizzat araştırma yaparken başvuracağı bir yetki olamamaktadır.
Bu da polisin yapmış olduğu hazırlık soruşturmasını olumsuz
yönde etkilemektedir.
3- CMUK’nun 136. maddesinde; yakalanan kişi veya sanıklar,
soruşturmanın her hal ve derecesinde, bir veya birden fazla
müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o
da yakalanan veya gözaltına alınan sanığa bir müdafii seçebilir.
CMUK’ nun 138. nci maddesinde; “Yakalanan kişi veya sanık,
müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, talebi
halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir”
denilmektedir.
Baro tarafından gönderilen nöbetçi avukata ulaşmak mümkün
olmamakta ve kendisine ulaşıldığı durumlarda avukatın karakola
ulaşması saatler alabilmektedir. Bazı durumlarda, gece 24 den
sonra yakalanan sanık için avukat çağırılmakta ve bu saatten
sonra avukat ancak sabaha doğru karakola ulaşmaktadır.Bu durum
şüphelinin gözetim süresini dikkate alırsak olumsuz
etkilemektedir.
Ayrıca karakola gelen avukat, şüpheli adına sorulara cevap
vererek sorgulamayı imkansız hale getirmektedir. Polis bu
durumda sağlıklı ve gerçek bilgileri değil de, avukatın sanık
adına verdiği bilgileri tutanağa geçirmektedir. Bu durum da
polisin elini kolunu bağlamaktadır.
4- Diğer bir problem, avukatın hukuki yardımından yararlanmanın
şüphelinin talebi şartına bağlanmış olmasıdır. Kolluk bu
eksikliği pratikte iyi kullanmakta şüphelinin avukatını
kullanmaması için telkinde bulunmakta ve bunu da büyük ölçüde
başarmaktadır.
5- Bir diğer sorun CMUK m. 144’de düzenlenen şüpheli ile
avukatına başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşme imkanı
tanınmasıdır. Bu özellikle organize suçlarla mücadelede avukatın
bilgi taşıyıcısı olarak kullanılmasına ve neticede yakalanamayan
diğer suç ortaklarının kaçmasına veya delilleri yok etmesine yol
açar. Bu nedenle organize suçlarda soruşturmayı yürüten bir
kolluk memuru nezaretinde avukat şüpheli görüşmesi
sağlanmalıdır.
6- Ayrıca karakolumuza şüpheli olarak gelen kişi, alkollü veya
uyuşturucu madde almış olabilmektedir. Bu durumdaki şüpheliler
için alkol ve uyuşturucu madde kullanıp kullanmadıklarının
tespit edilmesi için Adli Tıp Kurumundan ekspertiz raporu
alınmaktadır. Şüphelinin şuuru tam açık olmadığından dolayı
ifadesi sağlıklı olarak alınamamaktadır. Şahsın gözetim süresini
de göz önüne alır isek ve de şahsın gözetim süresi dolmadan
Savcılığa çıkarılmasını sağlayacak kolluk kuvvetini zor durumda
bırakmaktadır.
Alkollü veyahut uyuşturucu madde alan şüpheli bir şahıs, o
andaki iradi dışı hareketi olarak ifade vermek istemediğini ve
CMUK m. 135’e göre susma hakkını kullanmak istediğini beyan
etmektedir. Karakol bu durumdaki şahsın ifadesinin Savcılıkta
alınması için C. Savcılığına sevk etmektedir. Daha sonra şahıs
alkol ve uyuşturucunun etkisinden çıkınca ifade vermek
istediğini beyan etmektedir. Bu durumda hem polisin hem de C.
Savcılığının işi zorlaşmaktadır.
7- Bir diğer sorun ise, polisin aldığı ifadenin tek başına delil
olmamasıdır. Bu durum polisi psikolojik olarak etkilemektedir.
Polis bu durumda nasıl olsa delil değil ben kendimi neden
yorayım diyebilmektedir. Bu psikolojik etki altında kalan
polisin aldığı ifade sağlıklı bir ifade olamamaktadır.
8- Askerlik çağına gelip de yoklamalarını yaptırmayan kişiler
hakkında Askerlik şubeleri tarafından gönderilen yazılarda,
şahısların ifadelerinin alınması istenmektedir. İfadeleri
alınmak için karakola davet edilen şahıslar, polisin davetine
icap etmemektedirler. Bu durumda polis yaptırım gücünü
uygulayamamaktadır. Çünkü davet işlemi Savcılık kanalı ile değil
de Askerlik Şubesi kanalı ile gelmektedir.
Bu durumda polisin davetine şahıs icap etmemektedir. Bu tür
zorluklar polisin ifade alma işlemini zorlaştırmaktadır.
6- ÖNERİLER VE
DEĞERLENDİRME
Kollugun ifade alma sırasında karşılaştığı problemlerin çözümü
için bazı önerilerim bulunmaktadır. Bunlar:
İfade alma sırasında kimliği olmayan ya da kimliği hakkında
yalan beyanda bulunan sanığın gözetim süresini kolluk bir
tutanak tutmak sureti ile ve bunu da daha sonra C.Savcılığına
bildirmek koşulu ile uzatabilme yetkisi verilmelidir. Fakat bu
durum her suç için değil de sadece kimliği olmayan yada yalan
kimlik bilgisi veren sanık hakkında uygulama için polise bu
yetki verilmelidir. Diğer suçlar için bu yetki verilmediği için,
polis de bunu suistimal etmeyecektir.
Kolluk tarafından sanık için, Barodan çağırılan avukat saat 24
den sonra karakola geç intikal etmektedir. Saat 24 den sonra
Baroda nöbetçi avukat sayısı çoğaltılmalıdır.
Diğer bir problemde, avukatın hukuki yardımından yararlanmanın,
şüphelinin talebi şartına bağlanmış olmasıdır. Bu durumda kolluk
sanığı yönlendirebilmektedir. Fakat karakola intikal ettirilen
her sanık için, talebi olsun ya da olmasın avukat çağırma
zorunluluğu olduğu takdirde, kolluk bu durumda sanığa sormadan
avukat çağıracaktır. Böylece keyfilik sona erecektir.
Ayrıca karakolumuza şüpheli olarak gelen kişi, alkollü veya
uyuşturucu madde almış olabilmektedir. Bu durumdaki şahsın şuuru
açık olmadığı için ifadesi hemen alınamamaktadır. Gözetim
süresini göz önüne alır isek, şahsın şuuru açılana kadar gözetim
süresi dolabilmektedir. Bu durumda polis, tutanak tutmak sureti
ile ve de bunu C.Savcısına haber vermek şartı ile süreyi
uzatabilmelidir. Bu durumda sağlıklı bir ifade alma işlemi
yapılabilir.
Bir diğer sorun ise, polisin aldığı ifadenin tek başına delil
olmamasıdır. Eğer polisin aldığı ifade tutanağı tek başına delil
olur ise, polis daha düzenli ve ciddi bir ifade alma işlemi
yapacaktır. Her ayrıntıyı önemli olduğu için dikkatli bir
şekilde inceleyecektir.
Adaletin yerini bulması için kendisinin de önemli bir fonksiyonu
bulunduğunu anlayan polis, daha duyarlı davranacaktır.
Askerlik çağına gelip de yoklamalarını yaptırmayan kişiler
hakkında Askerlik şubeleri tarafından gönderilen yazılarda,
şahısların ifadelerinin alınması istenmektedir. İfadeleri
alınmak için karakola davet edilen şahıslar, polisin davetine
icap etmemektedirler. Eğer bu durumdaki evraklar askerlik şubesi
kanalı ile değil de doğrudan C.Savcılığı vasıtası ile gelir ise,
vatandaş bunun ciddiyetini anlayacak ve karakola gelip ifadesini
verecektir.
Yukarıdaki çözüm önerileri, polisin ifade almada karşılaştığı
problemlerin çözümünü kolaylaştıracaktır.
SONUÇ
Bir ülkenin kalkınması ekonomik göstergelerle belirlenmekte ise
de, gerçek bir kalkınma, kriminolojik göstergelerin olumlu bir
tablo sergilemesiyle mümkün olabilecektir.
Toplumda düzeni koruma görevini yüklenen polis, 21. Yüzyıla
girdiğimiz şu zamanlarda, insan haklarına daha çok saygılı olan
bir kurum haline gelmiştir.
Bütün polis faaliyetlerinin amacı insan ve onun temel haklarını
korumaktır. Polisin temel görevi toplumdaki düzenin, huzurun,
barışın, suçsuzluk durumunun devamını, diğer bir deyişle kamu
düzeninin bozulmamasını sağlamaktır.
İfade alma işlemi, suç sonrası polis fonksiyonlarından olan
araştırma safhası içerisinde yer almaktadır. İfade alma yetkisi,
polise kanunlar çerçevesinde verilen bir yetkidir.
PVSK ‘nun 15/1. Maddesine göre; “ Polis, yaptığı tahkikat
esnasında ifadesine müracaat lazım gelen kimseleri çağırır ve
kendilerinden lüzumlu olan şeyleri sorar ” demektedir. Polis bu
kanun çerçevesinde faaliyetlerini yürütmektedir.
Polisin ifade alma sırasında yaptığı uygulamalar geniş bir görüş
açısını gerektirmektedir. İfade alma işlemi basit gibi gözükse
de, polisler açısından uzmanlık gerektiren bir işlemdir.
Polisin sağlıklı bir ifade alabilmesi için, şüpheliye soracağı
sorular çok önemlidir. Ne soracağını bilmeyen bir polis,
ipuçlarını elde etmekte zorlanacaktır.
Polisin ifade alma işlemini yerine getirirken, polis alt
kültürünün de çok büyük etkisi vardır.
Polisin suç öncesi ve sonrası faaliyetleri sırasında, kişinin
temel haklarından olan , özel hayatın gizliliği, kişi özgürlüğü,
kişi güvenliği ve konut dokunulmazlığı gibi haklarını ihlal
ettiği sürekli dile getirilmektedir. Polisin bu davranışına
sebep olan, onun alt kültüründeki özellikleridir.
Kanun koyucuların, polis faaliyetlerini sınırlama bakımından iki
yola başvurdukları görülmektedir. Bunlardan bir tanesi,
cezalandırıcı yöntem, diğeri ise caydırıcı yöntemdir. Batı
demokrasilerinde, caydırıcı yöntem ağırlıklı karma bir sistem
uygulanmasına karşılık, Türkiye de ki uygulamada, cezalandırıcı
yöntem benimsenmiştir.
İnsan haklarının korunması bakımından, caydırıcı yöntemin,
cezalandırıcı yöntemden daha etkili, olduğu açıktır. Zira
cezalandırıcı yöntem, ihlale sebep olan polisin
cezalandırılmasını öngörür ki, bunun gerçekleşmesi de, polis alt
kültüründeki gizlilik ve dayanışma özelliğinden dolayı, çok
zordur.
Caydırıcı yöntemde ise, polisi hukuka aykırı faaliyete sevk eden
saiklerin kontrol edilmesi amaçlanır. Mesela, polisin suç
sonrası faaliyetleri sırasında, hukuka aykırı, insan onuru ile
bağdaşmayan bir biçimde ifade alması gibi faaliyetlerini kontrol
etmek için, polisi buna yönelten ve alt kültüründen kaynaklanan
saiklerin değiştirilmesi, caydırıcı yöntemin uygulanmasıdır. Alt
kültürü oluşturan faktörlerde yapılacak değişiklikler, alt
kültürde değişmelere neden olacağından, polis davranışlarını da
değiştirecektir.
Polis, ifade alma ile gerçeği öğreneceğine inanır. Polis alt
kültürünün soyutlanma özelliğinden dolayı, polisin kendine ve
yaptığı işteki başarısına olan güveni, onu ifadesine başvurulan
kişiye kıyasla daha otoriter kılar. Başarısızlığın polis
mesleğinde yeri yoktur. Elde edeceği her ikrar veya yeni delil,
polisin ifade almadaki başarısıdır.
Polisin aldığı ifade, hazırlık soruşturması sırasında ele geçen
bilgileri ayıklamak, tasnif etmek, önemli ile önemsizi ayırmak
için gereklidir ve vazgeçilemez bir değer taşımaktadır. Alınan
ifadeler ile soruşturma ve araştırmaların ilerlemesi sağlanır.
--------------------------------------------------------------------------------
Makaledeki bütün görüş ve öneriler yazarın kendisine aittir.
KAYNAKLAR
AKSU Osman Sulhi, Polisin Tarihçesi , Polis Dergisi , Ankara ,
1980
AZAK Ünal, Soruşturma ve Yazışma Teknikleri , Ankara , 1997
BARDAK Cengiz, Ceza Muhakemesinde Hazırlık Soruşturması, Ankara,
1996
BAŞOĞLU M. Ünal, Savcılık ve Zabıta İlişkileri, YD, 1979
BİRİNCİ İhsan, Emniyet Teşkilatımızın Tarihsel Öyküsü, Denge
Yayınları, İstanbul, 1978
CERRAH İbrahim, 21. Yüzyılda Polis, Ankara, 1998
CİHAN Erol, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, 199
CİHAN Erol, Suç Teşkil Eden Sorgu Yöntemleri, Mukayeseli Hukuk
Araştırmaları Dergisi, İstanbul , 1971
ÇAĞLAYAN M. Muhtar, Hazırlık Soruşturması, Savcının Zabıta ile
İlişkilerine Bir İnceleme, 1981
DEMİRBAŞ Timur, Sanığın Hazırlık Soruşturmasında İfadesinin
Alınması, İzmir, 1996
DOĞAN Hakkı, Hazırlık Soruşturmasında Savunma, İstanbul, 1994
DONAY Süheyl, İnsan Hakları Açısından Sanığın Hakları ve Türk
Hukuku, İstanbul, 1982 13. EREM Faruk, Adalet Psikolojisi,
Ankara, 1988
EREM Faruk, Diyalektik Açıdan Ceza Yargılaması Hukuku, Ankara,
1986
G. SKYLV , The Physıcal Seguelae of Torture , Torture and ıts
Conseguences , Cambridge Üniversity Press , 1992
İÇEL - YENİSEY, Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Kanunları,
Ocak 1987
KİBAR Recep, Türk Hukukunda Sanık Hakları, 1997
KUNTER Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, İstanbul
SOKULLU Füsun , Toplumsal Bir Kurum Olarak Gelişmesi , Polis Alt
- Kültürü ve İnsan Hakları , İstanbul , 1990
ŞAHİN Cumhur, Sanığın Kolluk Tarafından Sorgulanması, Ankara,
1994
YENİSEY Feridun , Hazırlık Soruşturması ve Polis , İstanbul ,
1987
YENİSEY Feridun , Önleme Tedbirlerinde Kolluğun Yetkileri , Ceza
Hukuku ve Kriminoloji Dergisi , Ankara , 1978
--------------------------------------------------------------------------------
KUNTER Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, İstanbul, 1986
YENİSEY Feridun, Hazırlık Soruşturması ve Polis, İstanbul,1991
KUNTER Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, İstanbul, 198
YENİSEY Feridun, Hazırlık Soruşturması ve Polis, İstanbul,1991
DEMİRBAŞ Timur, Sanığın Hazırlık Soruşturmasında İfadesinin
Alınması, İzmir, 1996
DEMİRBAŞ Timur, Sanığın Hazırlık Soruşturmasında İfadesinin
Alınması, İzmir, 1996
DOĞAN Y.Hakkı, Hazırlık Soruşturmasında Savunma, İstanbul, 1994
BAŞOĞLU M.Ünal, Savcılık ve Zabıta İlişkileri, YD, 1979
ÇAĞLAYAN M Muhtar, Hazırlık Soruşturması, Savcının Zabıta ile
ilişkisi üzerine Bir İnceleme,1981
ŞAHİN Cumhur , Sanığın Kolluk Tarafından Sorgulanması, Ankara,
1994
YENİSEY Feridun, Hazırlık Soruşturması ve Polis, İstanbul,1991
SOKULLU Füsun, Polis Alt Kültürü ve İnsan Hakları, İstanbul,1990
SOKULLU Füsun, Polis Alt Kültürü ve İnsan Hakları, İstanbul,1990
YENİSEY Feridun, Hazırlık Soruşturması ve Polis, İstanbul,1991
YENİSEY Feridun, Hazırlık Soruşturması ve Polis, İstanbul,1991
Yargıtay Dergisi, 1977,171
KUNTER , 1989 n. 422
Pişmanlık Kanunu m. 3/3
YENİSEY Feridun, Hazırlık Soruşturması ve Polis, İstanbul,1991
CGK 1.7.1974: İKID 1975, 3196
6. CD. 6.3.1986: E.U. 1988,147
6. CD. 17.4. 1986, EU. 1988
|