|
İfade Alma ile ilgili Kararlar
(1. CD,
16.02.2004, 2003/3819-2004/299):
Ali Kınacı 2004’den naklen: Nevzat’ı taammüden öldürmekten
sanık Engin, işbu ölümle biten kavgaya fer’i fail şekilde
katılmaktan sanıklar Mualla ile Cengiz’in yapılan yargılanmaları
sonunda; hükümlülüklerine ilişkin (KOCAELİ) İkinci Ağır Ceza
Mahkemesinden verilen 07.03.2003 gün ve 70/27 sayılı hükmün
Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar tarafından istenilmiş, sanıklar
Cengiz ile Engin duruşma da talep etmiş olduğundan dava dosyası C.
Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: sanıklar
Cengiz ile Engin hakkında duruşmalı, diğer sanık Mualla’nın temyizi
veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İncelenen
dosyaya göre; belediyede temizlik işçisi olarak çalışan maktülün her
zamanki gibi, olay günü de saat 01.00 civarında evine geldiği,
kapının, karısı olan sanık Mualla tarafından açıldığı, ardından
yemek yediği ve sabah saat 10.00 sıralarında öldüğünün Mualla
tarafından komşulara duyurulduğu dosya kapsamı ile sabittir. Tanık
Sezer dışında görgü tanığı bulunmayan olay tartışmalı olup, tam
olarak açıklığa kavuşmamıştır. Öyle ki; öncelikle olay gecesi evde
olduğuna ilişkin kuşku bulunmayan ve olayı görmediğini-duymadığını
söyleyen Mualla’dan şüphelenilmiş, nitekim baştan itibaren sanık
muamelesi gören Mualla 27.2.2002 tarihinde tutuklanmış, 8.3.2002
tarihli iddianame ile de kocasını öldürmekten hakkında kamu davası
açılmıştır. Başlangıçta diğer sanıklara yönelik bir kuşku
oluşmamıştır. Ne zaman ki, olay gecesi evde olduğu anlaşılan, Mualla
ile maktülün müşterek çocukları 1995 doğumlu Sezer, anneannesinin
yanından amcası Dursun tarafından alınmış, bundan sonra
Dursun, Sezer’in olay hakkında bilgisi olduğundan bahisle, onun
söylediklerini teyp kasetine kaydederek C. Savcısına getirmiştir,
o zaman diğer sanıklar hakkında da kovuşturma başlatılmıştır. Çünkü,
kasetteki kayda göre, Sezer dayıları, Cengiz ve Engin’i suçlamakta,
öldürücü hareketi ise dayısı Cengiz’in yaptığını söylemektedir.
Sezer’in
benzer beyanları C. Savcısı huzurunda da 21.5.2002 tarihinde tekrar
etmesi üzerine, Cengiz ve Engin aynı gün gözaltına alınmışlar ve
24.5.2002 tarihine kadar gözaltında tutulmuşlardır. 24.5.2002
tarihinde her ikisinin de kolluk tarafından ifadeleri alınmak
istenmiş, ancak her ikisi de kollukta susma hakkını kullanacaklarını,
C. Savcısına ifade vermek istediklerini belirtmişlerdir.
Aynı tarihte
sanıklar C. Savcısı huzurunda hazır edilirken, bir kolluk
görevlisi ile Cengiz arasında geçen konuşmalarla, Cengiz’in
kendisinin de yardımı olmakla birlikte suçu Engin’in işlediği
şeklindeki ikrarlarını kapsayan ve gizli çekildiği anlaşılan video
kaseti C. Savcısına sunulmuştur. Bu kasetteki görüntülerin
21.5.2002 ile 24.5.2002 arasındaki bir tarihte çekildiği
anlaşılmaktadır.
Sonuçta,
soruşturmanın devam eden aşamalarında her iki sanık ta suçu inkar
etmiş, Cengiz, kasetteki mülakatı işkence görmekten korktuğu için
yaptığını söylemiştir. Mahkeme, belirtilen delillere istinaden hüküm
kurmuştur.
Şu halde,
yerel mahkeme hükmünü üç önemli delile dayandırmıştır.
Bu
delillerden birincisi, küçük Sezer’in konuşmalarının yer aldığı
ve amcası Dursun tarafından kaydedilen teyp kasetidir. İkincisi,
Sezer’in kasetteki kayıtları teyid eden aşama ifadeleri,
üçüncüsü ise polis tarafından Cengiz’den habersiz olarak gizli
kamera ile kaydedilmiş olan, Cengiz’in ikrarını havi video kasetidir.
Gerekçeli kararın 4. sayfasının son paragrafındaki ifade aynen
şöyledir: “...Cengiz’in görüntülü kasete alınan oluş kısmında
açıklanan ikrarının baskıya dayalı olduğu ve ifadenin usule uygun
şekilde alınmadığı yolundaki savunmaları yerinde değildir, bilirkişi
ve taraf vekilleri hazır olduğu halde mahkeme heyetince kasetin
izlenmesinde ifadesinin alınması sırasında ve öncesinde zabıtaca
sanık Cengiz’e herhangi bir baskı yapılmadığı ifadesine başlarken
biraz tutuk olduğu, 5-10 saniye sonra rahat bir şekilde adeta
amacına ulaşmış bir insanın iç huzuru içerisinde olayı anlattığı
görülmüştür........bu nedenlerle sanıklar vekilinin bu yöne ilişkin
savunmaları kabule şayan görülmemiştir.” Yine gerekçeli kararın
4. sayfasının 3. paragrafının son cümleleri şu şekildedir: “.....
Olay mahallinin görüntülenmesiyle ilgili kaset çözümü ve sanık
Cengiz’in poliste ikrarı ve olayın oluşunu açıklayan konuşması ile
ilgili görüntü kasetini çözümü hakkında tespit tutanağı ve kasetin
heyetçe izlenmesinde görüldüğü üzere tanık Sezer’in anlatımlarıyla
esas itibariyle örtüşmektedir, bu durumda tanık Sezer’in ifadesine
itibar edilmemesi yönündeki savunma yerinde görülmemiştir.”
Buradaki ifadelerden, Cengiz’in ikrarını içeren video kasetinin
hükme esas alındığı, suçun sübutu, sanıkların suç içerisindeki
etkinlikleri ve iştirakin derecesinin münhasıran bu delile
dayandırıldığı, dosya içerisinde mevcut olduğu belirtilen diğer
delillerin bu delili destekleyen yan deliller olarak
değerlendirildiği görülmektedir. 3842 Sayılı Kanun ile değişik CMUK
nun 135/a maddesi yasak sorgu yöntemlerini tarif etmiştir. Madde
aynen şöyledir: “ifade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine
dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence,
zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma,
bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni ve ruhi müdahaleler
yapılamaz. Kanuna aykırı menfaat temin edilemez. Yukarıdaki
fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza
olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.” Yine 3842 Sayılı
Kanun ile değişik CMUK nun 254/2. maddesinde; “Soruşturma ve
kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri
deliller hükme esas alınamaz” hükmü yer almaktadır.
Bu
düzenlemeler karşısında yasak sorgu yöntemleriyle elde edilen
delillere itibar edilerek mahkumiyet hükmü kurulamayacağı açıktır.
Dosyadaki olayda, sanık Cengiz kollukta ifade veremeyeceğini
açıkça belirtmiştir. Buna rağmen, kendisiyle sohbet havasında
yapılan mülakatın habersiz olarak videoya kaydedilmesi suretiyle,
sanık aldatılarak özgür iradesiyle savunma yapması engellenmiştir.
Bu nedenle, yasak sorgu yöntemleriyle elde edildiği anlaşılan video
kasetin delil olarak hükme esas alınması mümkün değildir.
Bu itibarla,
1) Tanık Sezer’in ifadesinde, olay gecesi sanıkların evden telefon
görüşmesi yaptıklarını belirtmesine rağmen, telefon kayıtları
getirtilerek bu hususun araştırılması gerektiğinin düşünülmemesi,
2) Sanık
Cengiz’in ikrarını içeren video kasetinin tamamı hukuken geçersiz
kabul edilerek, bunun dışındaki delillerin değerlendirilmesi
suretiyle, oluşacak kanaate göre sanıkların hukuki durumlarının
tayin edilmesi gerekirken gerekçede yazılı olduğu şekilde yasak
yöntemlerle elde edildiğinde şüphe bulunmayan delile dayanılarak
hüküm kurulması suretiyle, CMUK nun 3842 Sayılı Kanun ile değişik
135/a ve 254/2. maddelerine muhalefet edilmesi,
3) Kabul ve
uygulamaya göre ise: iddianamede gösterilmeyen madde ile yapılacak
uygulamadan önce sanıklara CMUK.nun 258. maddesi uyarınca ek savunma
hakkı verilmemesi, Usule aykırı ve sanık Engin ile tüm sanıklar
müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden
sair cihetleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle hükümlerin
tebliğnamedeki düşünce hilafına CMUK.nun 321. maddesi uyarınca
bozulmasına karar verilmiştir. (1. CD, 16.02.2004,
2003/3819-2004/299).
Kamisar Y. LaFave W.R., İsrael J.H.,
Basic Criminal Procedure, West Publishing, St. Paul, Minn., 1990, s.
269.
Şeker
hastası olan bir kişi büyük bir alışveriş merkezine girerek
eczaneden insülin aramış, fakat bulamamış, bunun üzerine acele bir
şekilde otomobiline binerek başka bir mağazaya doğru hareket
etmiştir. O sırada devriye gezmekte olan ekip otosundaki Polis
memuru, kişinin dükkana acele bir şekilde girip çıkmasından dükkanda
soygun yapıldığı konusunda şüphelenmiştir.
Bu şüphe
üzerine ilgiliyi durdurmuş ve silâh araması yapmak istemiştir. Şahıs
şeker hastası olduğunu, acele ilaç alması gerektiğini, silâhı
bulunmadığını söylemiş ve aramaya rıza göstermemiştir. Bunun üzerine
önce diğer bir ekipten yardım isteyen Polis memuru, zor kullanarak
silâh araması yapmışsa da, şahıs direncini arttırmıştır. Neticede
şahsın iki bacağı ve bir kolu kırılmış ve iş mahkemeye intikal
etmiştir.
Yüksek
mahkeme verdiği kararda; olayın akışı içerisinde şahsın acele ile
dükkana girip çıkmasından doğan makûl bir şuç işleme şüphesinin
bulunduğunu kabul ederek, bu şüphenin Polisin kişiyi durdurarak
silâh araması yapma yetkisini doğurduğunu, görevini yapan Polise
karşı direnen bir kişiye Polisin kademeli olarak, onun gücünü
kırmaya yetecek oranda zor kullanabileceğini ve Polis tarafından
yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu belirtmiştir.
Bostik –
California.
California civarında uyuşturucu madde trafiğinin yoğun olduğu ana
otoyol üzerinde, polis rutin aramalar yapmaktadır. Bu aramalardan
birinde otobüs terminale girdikten sonra polis memurları şoföre
otomatik kapıları kapattırarak, içerideki yolcuları kimlik
kontrolünden ve aramadan geçirmeye başlamışlardır.
Yolculardan
biri olan Bostik’e de kendilerinin polis olduğunu belgeleyen
kimliklerini gösterdikten sonra, otobüs biletini sormuşlar ve kimlik
kontrolü yapmışlardır. İlgiliye yanında bulundurduğu çantasını
aramak için rıza gösterip göstermediğini sormuşlardır. Bostik
ise, çantasının aranmasına razı olmuş ve yapılan arama sonunda çanta
içerisinde uyuşturucu madde bulunmuştur.
Bostik,
yapılan aramadan önce “kendisine aramaya, rıza göstermeme hakkı
olduğunun bildirilmemesini” ve otobüs kapılarının kapalı tutulması
nedeniyle, istediği takdirde oradan uzaklaşma imkânının önceden yok
edilmiş bulunmasını ileriye sürerek, Yüksek Mahkemeye başvurmuş ve
Yüksek Mahkeme arama sonunda elde edilen delilin dosyadan
çıkartılmasına karar vermiştir.
(4. CD,
05.11.2003; 2002/28544- 2003/10778).
Ali Kınacı 2004’den naklen: Değişik zamanlarda bazı
işyerlerinde hırsızlık yapılmış; daha sonra kimliğini açıklamayan
bir kişi kolluğa telefon ederek, hırsızlık suçlarını
kimliklerini ve adreslerini belirttiği kişilerin işlediklerini
söylemiş.
Bunun
üzerine Asayiş Büro Amiri olan sanığın talimatı doğrultusunda
bu kişiler yakalanarak gözaltına alınmışlar; C. Savcısı’na hırsızlık
suçlarının faillerinin yakalandığı bildirilmiş; 20 saat
gözaltında tutulduktan sonra, başka hiçbir araştırma yapılmadan,
ifadeleri alınmadan, C. savcısına haber verilmeden ve soruşturma
evrakı fezlekeye bağlanarak C. savcısına sunulmadan bu kişiler
serbest bırakılmıştır.
Belirtilen
kişilerin yakalanması ve daha sonra da serbest bırakılmaları
konusunda emir veren Asayiş Büro Amiri hakkında özgürlüğü
kısıtlama suçundan dava açılmış; Yerel Mahkeme sanığın beraatine
karar vermiştir.
Yargıtay 4.
Ceza Dairesi, gecikmesinde tehlike durumu bulunmadığı halde,
hakim kararı alınmadan sanıkların yakalanması ve gözaltına alınması
konusunda emir veren kolluk amiri sanığın eyleminin TCK’nın
181/1. maddesine uyan suçu oluşturduğunu belirterek hükmü
bozmuştur: “Anayasanın 1/2, Polis Vazife ve Salahiyet Yasasının 13,
CMK 127-131. maddeleri ile Türkiye Cumhuriyeti Devletince 18.05.2004
tarihinde onaylanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesi
hükümleri ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin
5. maddesi uyarınca; suç kovuşturmasıyla ilgili olarak yöntemince
verilen yargıç kararı dışında kişilerin yakalanıp gözaltına
alınmaları ancak, suçüstü durumunda veya işlendiği bilinen bir suça
ilişkin soruşturma veya kovuşturma sırasında olanaklı bulunmaktadır.
Kolluk görevlileri ise bu ikinci durumda yalnızca gecikmesinde
tehlike bulunan durumlarda yakalama yetkisini kullanabilirler.
Diğer
taraftan belirtilen hukuki düzenlemelerin gereği olarak ceza
soruşturma ve kovuşturmalarında temel ilke, kişi hürriyetlerine
müdahale edilmeden başvurulabilecek bir yöntem var iken hürriyeti
daraltan yöntemlere başvurulmaması ilkesidir.
Somut olayda,
herhangi bir suçla ilgili suçüstü durumu veya suç teşkil eden
belirli bir olayla ilgili ceza kovuşturması bulunmamasına karşın,
salt kimliği belirsiz bir kişinin 16.05.2000 günü saat 13.00’de
telefonla yakınanların kimlik ve adreslerini vererek “Şişli
ilçesindeki market ve işyerlerindeki hırsızlık suçlarını bu kişiler
işliyorlar” şeklindeki soyut ihbarı üzerine, kimlik ve adresleri
aynı tarihli tutanakla tespit edilen bu kişiler hakkında arşiv ve
benzeri araştırmalar yapılmaksızın, asayiş büro amiri olan
sanığın talimatı doğrultusunda harekete geçilerek üç saat sonra
yakınanların yakalanıp gözaltına alınması, C. Savcısına
hırsızlığa karıştığı iddia edilen kişilerin yakalandığı yolunda
bilgi verilip peşisıra bu kişilerin “herhangi bir suçla” ilgilerinin
olup olmadığı yönünde araştırma yapılarak, 20 saat gözaltında
kalan yakınanların ertesi gün saat 13.30’da bir kanıt
bulunmadığı gerekçesiyle, ifadeleri dahi alınmadan ve soruşturma
evrakı fezlekeye bağlanarak C. Savcılığına sunulmaksızın serbest
bırakılması biçimindeki eylemin TCK 181/1. maddesine uyan suçu
(özgürlüğü kısıtlama suçunu) oluşturduğu gözetilmeden,
kanıtları yanlış değerlendiren yetersiz gerekçeyle beraat hükmü
kurulması, yasaya aykırıdır (4. CD, 05.11.2003; 2002/28544-
2003/10778, YKD Mayıs 2004, s. 792).
BGH NStZ
1983, 86.
Meselâ, kazaya katılan bir kişi, sorulmamış olduğu halde,
kendiliğinden polise bazı açıklamalarda bulunursa, bu sırada henüz
dar anlamda sanık sıfatını almamış olduğundan, verdiği bu ifade,
daha sonra duruşmada aleyhinde değerlendirilebilir. Duruşmada hazır
bulunmasa bile, kendisine hakları (StP0 163a IV ve 136 1, 2 uyarınca)
öğretilmiş olmadığı halde (OLG Stutgart MDR 1977, 70; Rogall
MDR 1977), değerlendirme mümkündür.
(CGK
4.10.1993, 1993/192-217).
Hırsızlık suçundan sanıklar (O), (H) ve (C) kolluk tarafından alınan
ifadelerinde suçlamayı kabul etmişler; ancak, sonraki aşamalarda,
kolluk ifadelerinin baskı ile alındığını belirterek suçlamayı
reddetmişlerdir. Tutuklanmalarından sonra alınan doktor raporunda,
sanıkların vücudunda eskiye dayalı, iyileşmeye yüz tutmuş
ekimoz ve ödemler bulunduğu belirtilmiştir.
Yerel
Mahkeme, sanıklar hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuş; Yargıtay Ceza
Genel Kurulu, başka yan delil bulunmadığı halde, sanıkların
baskıya dayalı kolluk ifadelerine dayanılarak mahkûmiyet kararı
verilemeyeceğini belirterek direnme hükmünü bozmuştur. “Yasak sorgu
yöntemleriyle toplanan kanıtlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü
kurulamayacağı açıktır.
İnceleme
konusu olayda; sanıklar kolluktaki ikrarlarının baskıya dayalı
olduğunu ileri sürmektedirler ve bu savunmaları Adlî Tıp Kurumu
Eyüp Şube Müdürlüğü’nün raporu ile de doğrulanmaktadır. Kaldı
ki, sanıkların suçu işlediklerine dair başkaca hiç bir yan kanıt
da elde edilememiştir. Ceza yargılamasının amacı hiçbir
duraksamaya yer vermeyecek biçimde maddî gerçeğin ortaya
çıkarılmasıdır. Halbuki, sanıkların yüklenen suçu işlediklerine dair
herhangi bir kanıt elde edilememiştir. Bu itibarla suç sübuta
ermemiştir. Direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir” (Yargıtay
CGK, 04.10.1993, 1993/192-217; YKD Mart 1994, s. 450) (Ali Kınacı
2004’den naklen).
İrlanda –
İngiltere.
Avrupa İnsan Hakları Divanı verdiği bazı kararlarda Polisin bilgi
edinmek ve itiraf elde etmek için kullandığı metodları incelemiştir:
Duvara karşı ayakta tutmak: tutuklular, bir kaç saat süreyle
bir «bunalım durumunda» (stress position) ayakta durmaya
zorlanıyorlardı; ilgililerin ifadelerine göre, «bacaklar ve kollar
açık, ayaklar geride ve vücut ağırlığı ayak parmaklarının üstüne
verilerek, kollar başın üstüne uzanmış, parmaklar duvara dayalı
şekilde durmaları gerekiyordu.
Başa
torba geçirmek:
tutukluların
başına siyah veya koyu lacivert bir torba geçirilerek, sorgulamaya
kadar bu durumda bekletiliyorlardı.
Gürültü:
Sorgulamadan önce tutuklular, kuvvetli ve devamlı bir ıslık sesi
çıkarılan bir odada tutuluyorlardı.
Katı ve
sıva gıda vermemek:
Sorgulamadan
önce tutuklulara ancak cüzi bir yiyecek veriliyordu. Bu teknikler, «üst
kademelerce» onaylanmış olmasına rağmen, yazılı belgelerde yer
almıyordu. Bununla birlikte, bir çok tutuklu üzerinde denendi ve
yetkili makamlar (bu sadece) pek çok değerli bilgiler elde ettiler.
Divanın üzerinde durduğu konu, bu tekniklerin 3 üncü maddeyi ne
dereceye kadar çiğnediği sorunu idi. Sonuçta Divan oybirliği ile
insanlık dışı muamele yapıldığına, 1’e karşı 16 oyla söz konusu
dönemde «beş teknik»in de insanlık dışı ve alçaltıcı ve 3 üncü
maddeyi çiğneyen bu muamele olduğuna, ve 4 e karşı 13 oyla da bu
muamelenin işkenceye eşit sayılamayacağına karar vermiştir (Alderson
1989, 25).
(10. CD,
09.11, 2000; 2000/9366-15158).
Kolluk görevlileri sanığın üzerinde eroin bulaşıklı folya kâğıdı
bulmuşlar; ayrıca idrar örneğinin alınmasını sağlamışlardır.
Yapılan tahlil sonucu sanığın idrarında morfin bulunduğu
belirlenmiştir.
Yerel
Mahkeme, ikrarı ile uyuşturucu madde kullanma suçunun ortaya
çıkmasına yardım ettiği gerekçesiyle TCK’nın 405/2. maddesi
uyarınca sanığın cezasından indirim yapmıştır.
Yargıtay 10.
Ceza Dairesi, üzerinde eroin bulaşıklı folya kâğıdı ele geçirilmesi
ve idrarında morfin bulunması ile uyuşturucu madde kullanma suçu
ortaya çıkan sanık hakkında ikrarı nedeniyle TCK’nın 405/2.
maddesinin uygulanmasının yasaya aykırı olduğuna karar vermiştir:
“Üzerinde eroin bulaşıklı folya kâğıdı ele geçirilmesi ve
idrarında morfin bulunması ile uyuşturucu madde kullanma suçu
ortaya çıkan sanık hakkında, koşulları oluşmadığı halde TCK’nın
405/2. maddesinin uygulanması, karşı temyiz bulunmadığından bozma
nedeni sayılmamıştır (10. CD, 09.11, 2000; 2000/9366-15158).
(10. CD,
22.09.2003, 2002/4003-2003/18952).
Uyuşturucu madde kullanmak suçundan sanık (A) kolluk tarafından
yakalanmış ve idrar örneği aldırılmış; yapılan tahlil sonucu
sanığın idrarında uyuşturucu madde olduğu belirlenmiştir.
Yerel
mahkemenin, sanık hakkında verdiği mahkûmiyet hükmü temyiz edilmiş;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen tebliğnamede,
kolluk görevlilerinin haber almasından önce ikrarda bulunarak kendi
suçunun ortaya çıkmasını sağlayan sanık hakkında TCK’nın 405/1.
maddesi gereğince ceza verilmemesi gerektiği belirtilerek hükmün
bozulması istenmiştir.
Yargıtay 10.
Ceza Dairesi, sanığın idrarında uyuşturucu madde bulunduğunun
belirlenmiş olması karşısında tebliğnamedeki bozma düşüncesinin
yerinde olmadığına karar vermiştir: “Sanığın yakalanması üzerine
Adlî Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi’nin 20.12.2001
tarihli raporu ile idrarında uyuşturucu maddeye
rastlandığının belirtilmiş olması karşısında; TCK’nın 405/1.
maddesinin uygulanması gerektiği yönündeki tebliğnamedeki düşünceye
iştirak edilmemiştir” (10. CD, 22.09.2003, 2002/4003-2003/18952)
(Ali Kınacı 2004’den naklen).
53. § -
İFADE ALMA
53.1 -
İfade alma.
I – Genel Bilgiler. Yeni CMK 147, CMUK 135 ile bazı yönleri
paralel, bazı yönleri farklı bir düzenleme getirmiştir.
1) “İfade
alma”kavramı.
Devletin şüphelendiği kişiye, bu suç ile ilgili soru sorması, “ifade
almadır”. Bireyin “kendisini suçlamama hakkından” doğan, “hak
öğretme” mecburiyeti vardır (No. 64.5).
Devletin
şüphelenmediği kişiye soru sorması ise, “bilgi toplamadır” (No.
64.5).
Hakim,
şüpheli veya sanığa soru sorarsa, “sorgu” söz konusu olur.
Delillerin
kararmasını önleyici tedbirleri aldıktan sonra, savcılığa derhal
bilgi vermeleri gereken (CMK 161/2) adli kolluğun, daha sonra savcı
tarafından adliyeye ilişkin olarak emir verdiği daha doğrusu
araştırma ile görevlendirildiğinde (CMK 161/2) yapacağı işlemlerin
başında “ifade almak” gelmektedir. Adli kolluğun adli bir işlem olan
“ifade alma” yapabilmesi için, C. savcısınn yazılı emir vermiş
olaması gerekir.
Kolluk veya
C. savcılığı tarafından sorulan sorular, mülga Kanunda “ifade alma”
olarak nitelendirilmiş, hakimin sorduğu sorulara ise, “sorgu”
denildiği, ilgili maddesinde açıkça söylenmişti (CMUK 135). Yeni
Kanun kelime tasarrufu yaparken, bu açıklamayı da tanımlar maddesine
aktarmıştır (CMK 2).
C.
Savcısının emri ile ifade alma, dolayısı ile araştırmanın birinci
şeklidir. Kolluğun ifade almada ve özellikle şüphelendikleri
kimseden ikrar elde etmede zor kullanması hemen her memlekette
görüldüğünden, bunu önlemek için ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır.
Maddi
gerçeği araştırmak için yapılan ceza muhakemesinde yapılan en önemli
işlemlerden biri olan “ifade almanın” amacı da, buna paraleldir:
maddi gerçeği bulmak için araştırma yapmak. Bu temel gayenin yanında,
tali nitelikte kalmak üzere, müdafaa hakkının sağlanması da vardır.
Fakat asıl müdafaa amaçlı dinleme, hakim tarafından yapılan dinleme
olan “sorguda” ortaya çıkar.
Yeni Ceza
Muhakemesi Kanunu, kolluğun kendiliğinden ifade almasını
yasaklamıştır. Kolluk her seferinde C. Savcısı tarafından verilecek
ayrı adli emirler üzerine ifade alma yetkisi kazanmaktadır (CMK
161/2).
2)
“İfadesine başvurulan kişi”.
Kanunlarımızın kabul ettiği sisteme göre, kolluğun kendiliğinden
tanık dinleme
ve sanığı sorguya çekme yetkisi yoktur. Kolluk sadece C. savcısının
verdiği emir (CMK 161) üzerine, ifade alır. Başlangıç
soruşturmasında ortada henüz sanık olmadığından, tanık da, ancak
duruşmadaki dinlemede ortaya çıktığı için, ifade alma bakımından
sanık ve tanık ayrımı zaten bahis konusu değildir.
Kolluk
“ifadesine lüzum gördüğü kimse”leri çağırır, lüzumlu şeyleri sorar (PVSK
15) (No. 353; 43.2; 43.8). Kolluk bu kimseleri yeminsiz dinler.
Bunlar gelmezlerse, zorla getirilemezler. Zira zorla getirme ancak
hâkimin veya savcının kararı ile uygulanabilen bir koruma tedbiridir
(No. 54.1).
Gelmemek suçtur (KK 32).
Çağırılan
kimseler ifade vermekten çekinebilirler. Zira “tanık dinleme” durumu
yoktur (No. 43.4).
Kaldı ki
tanıklıktan çekinme hakkı olanlara, “ifade vermek”ten de
çekinebilecekleri hatırlatılmalıdır.
Zorlama tutuklaması da (CMK 62) mümkün değildir.
İfade
verenler, sadece hüviyetleri ile ilgili hususlara doğru cevap
vermeğe mecburdurlar (KK 40).
Başlangıç
soruşturması sırasında bir kimseden şüphelenilmesi mümkündür. Ancak
bu şüpheli, ifade verme bakımından, sadece “ifadesine lüzum görülen
kimse”dir.
Şikâyet
edilen de henüz sanık değildir, ifadesine lüzum görülen kimsedir.
Ancak kendisine, “şikâyet edilen kimse” olduğu da açıklanmalıdır.
Kolluk
tarafından yapılan soruşturmada kelimenin teknik anlamı ile ‘tanık’
yoktur. Tanık, mahkeme önünde ifade veren kişidir. Bu nedenle
ileride tanık olabilecek kişilerin belirlenmesi, bir ayıklama, eleme
yapılması için hazırlık soruşturması sırasında kişilerin ifadeleri
alınır. Ayrıca hazırlıkta alınan kolluk ifadesinin amacı, ip ucu
elde etmek ve bunu sürdürmekdir.
Mülga Kanuna
göre C. Savcısı tarafından çağırılan kişi kolluk eli ile
getirilebiliyordu (CMUK 154/2). Yeni Kanun savcının bu yetkisini
genel suçlarda düzenlememiştir.
II –
“Davet üzerine gelen” kişinin ifadesinin alınması.
Davet etmek, bir resmî makamın, belirli bir kişiye, belli bir zaman
ve yerde hazır bulunmasını emretmesine verilen isimdir. Böyle hukuka
uygun bir emir alan kişinin, hareket özgürlüğü kısıtlanmış olur;
istenilen yerde ve zamanda hazır bulunmak mecburiyetindedir.
Gitmezse aleyhte sonuçlara katlanır ve belli şartlar dahilinde,
hakkında zor kullanılabilir.
Bir açıdan
bakıldığında, hak kısıtlayıcı bir işlem olan davet işlemi, başka bir
açıdan bakıldığında hak doğurucudur; gerçekten, savunma ve sorgu
hakkının kullanılmasının yolu, davet edilmekten geçer.
Devletin bir
kimseyi genel olarak davet etme yetkisinin doğabilmesi için,
öncelikle o işlemin yapılabilmesi bakımından, çağırılan kişinin
bizzat hazır bulunması zorunlu olmalıdır. Başka bir anlatım ile,
yazılı cevap ile yetinilebilen hallerde davet etme yetkisi hiç söz
konusu olmaz.
Belirttiğimiz bu maddî şartın yanısıra, bazı şeklî şartlar da
aranır: i) davet eden makamın yetkili olması gerekir, ii) şekil
şartlarına riayet edilmesi lâzımdır (CMK 145). Davetiye imzalanmış
veya mühürlenmiş olmalıdır. İstisnaî hallerde sözle davet mümkünse
de, yazılılık esastır. Davet edilecek kişi bir başkasiyle
karıştırılmayacak şekilde tanımlanmalı, yer ve zaman tam olarak
açıklanmalıdır.
Yeni Kanunun
“çağrı kağıdı” (CMK 43/1) dediği davetiyeden, ilgilinin hangi
sıfatla (tanık, sanık, bilirkişi vb.) çağırılmakta olduğu açıkça
anlaşılmalıdır. Kural olarak, davet konusu olay hakkında da bilgi
verilmelidir. Davetiyenin çıkarıldığı tarih ve tebliğ tarihi açıkca
belli olmalıdır.
Kolluk da,
yaptığı tahkikat sırasında, ifadesine müracaat etmek lüzumunu
duyduğu kişileri çağırır, gelmediği takdirde zorla götürülemez(6).
Kolluğun çağırılan kişi veya kişilere, yaptığı araştırma ile ilgili
soru yöneltme yetkisi tabîi ki vardır.
PVSK Ek m.
3’e göre polis, belirli durumlarda bazı kişilerin ikamet ettikleri
yerden veya iş adreslerinden ayrılmamalarını isteme yetkisine
sahiptir. Bu istemin yazılı yapılması mecburîdir. Bu haller
şunlardır: a) Devletin bütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasal düzeni
ile kaçakçılık ve uyuşturucu madde suçlarında yapılan
soruşturmalarda ifadesine başvurulacak kişiler için, b) PVSK
17’deki, kimlik tesbiti yapılacak kişiler ile, vatandaşlık durumu
tesbit edilecek kişiler için polis bulundukları yerden ayrılmama
yükümü getirebilir. Dolayısıyla bu kişiler ikametgâh veya
işyerlerinden ayrılamıyacak ve burada zorunlu olarak geçici de olsa
ikamet etmek durumunda kalacaklardır. Mahallî mülkî amirin bu gibi
kişilere izin verme hakkı vardır.
“Şüpheli”
ifade vermek üzere çağırıldığında, “şüpheli veya sanık” sanık
sıfatı ile dinleneceği’ açıklanmalıdır. Bu çağrıda kendisine
yöneltilen, şüphe veya isnadın ne olduğu da, (prensip olarak)
açıklanmalıdır. Fakat yapılan araştırmaların amacını tehlikeye
düşürmek ihtimali varsa sanığa isnat açıklanmayabilirse de,
gönderilen davette ‘gelmemesi halinde, hakim kararı ile zorla
getirileceği ihtarı’ yer almalıdır.
Mülga Kanun
zamanında uygulamada ise, hazırlık soruşturması sırasında tanık veya
sanığın bilgisine başvurmak üzere çağırılması, genellikle sözlü
olarak yapılmaktadır.
Hakkında
tutuklama kararı veya yakalama belgesi bulunmayan ve zabıtaca
çağırılan sanıklar hakkında PVSK 17 uygulanır.
Mülga Kanun
zamanında, Uygulamada hazırlık soruşturması sırasında savcılıkça
ifade vermek üzere çağırılan sanıklara davetiye gönderilmekte ve
gelmediği takdirde ihzar çıkartılacağı bildirilmekte idi. İlgili
davete uymadığı takdirde savcı hâkimden ihzar kararı istemektedir.
Verilen karara “müteferrik karar” adı verilmekte ve sanık sıfatıyla
usulüne uygun olarak davetiye tebliğ olunmasına rağmen gelmediği
evraktan anlaşılan sanık hakkında CMUK 133 uyarınca ihzar kararı
verilmekte, ihzar müzekkeresinin gün ve saatinin tâyin ve
düzenlenmesi için evrak savcılığa gönderilmekte idi. Savcılık
Emniyet 2. Şube Müdürlüğü Araştırma ve İnfaz Bürosuna ihzar
müzekkeresi düzenleyerek vermekte, valilik ilgili karakola havale
etmekte ve bu şekilde kişi ihzar yoluyla savcılığa getirilmekte idi(7).
Tebligat ile
ilgili esaslar kanunla düzenlenmiştir. İlân yolu ile tebligat
yapılabilen haller de vardır.
Yabancı
ülkelerdeki kişilerin davet edilmeleri hakkında milletlerarası
sözleşmeler yapılmıştır. Bu Sözleşmelerdeki esaslara uyulmalıdır.
III -
“Yakaladıktan sonra ifade alma”ve “gözaltında tutulan şüphelinin”
ifadesinin alınması.
Hazırlık soruşturmasında yapılan araştırmalar belli bir kişi
üzerinde yoğunlaşmaya başlayınca, bu kişinin “şüpheli” statüsüne
girdiği kabul edilir. Başka bir anlatım ile, anayasaların sanıklara
sağladığı temel sanık hakları ile ilgili korunmalar, bu tür suç
şüphesinin ortaya çıkması ile varlık kazanırlar. Yakalanarak
gözaltına alınan bir kişi, bir suç şüphesi ile özgürlüğü kısıtlanmış
olduğundan, yakalandığı ve gözaltına alındığı andan itibaren
Anayasanın tanıdığı temel sanık haklarından yararlanmaya başlar(8).
1)
Karakol dışında alınan ifadeler.
Görüşme ilgilinin verdiği bir randevu üzerine, kendi alışkın olduğu
bir çevrede gerçekleşiyorsa, bu tür ifadeler “gözaltında iken”
alınmış sayılmaz.
Suçun
işlendiği yerde, olayın hemen arkasından polisin olay yerindeki
(şüphelenmediği) insanlara sorduğu sorular bakımından da CMK
147’deki hakların bildirilmesi mecburiyeti, yani Miranda kuralları
geçerli değildir. Buradaki kural şudur: eğer polis kişiyi kişinin
özgürlüğünü kısıtlayarak onu yakalamış ve gözaltına almışsa
haklarını öğrenme hakları yürürlüğe girmektedir(9).
Soygundan birkaç dakika sonra yakalanarak kelepçelenen sanığa,
silahlarını çekmiş olan memurların soru sormaları, Miranda
kapsamındadır . Ancak, rutin bir trafik kontrolü için durdurulan
bir otonun sürücüsü gözaltına alınmış sayılmaz(10).
Buna benzer bir şekilde makul ve “umma” derecesindeki bir şüphe
üzerine durdurulan ve üzerinde arama yapılan bir kişi bakımından da,
Miranda kuralları geçerli değildir. Çünkü bu kişi gözaltına alınmış
sayılmaz.
2)
Gözaltında ifade.
CMK 147 de yer alan hak bildirme mecburiyeti, Amerika’da (Miranda
kuralı) adı altında sadece gözaltına alınan şüpheli ve sanıklara
tanınmıştır. İfadenin “gözaltında bulunduğu sırada alınmış olup
olmadığını” tayin bakımından şu kriterler kullanılmaktadır.
İfadenin psikolojik bir baskı yaratır şekilde alınmış olup olmadığı;
ifadenin ne zaman ve nerede alındığı, ne kadar sürdüğü, ifade alma
sırasında kaç tane polisin hazır bulunduğu, memurların ve sanığın ne
söyleyip ne yaptıkları, polisin silah çekip çekmediği veya kapıda
bekçi, nöbetçi bulunup bulunmadığı, ilgiliye sorulan soruların sanık
sıfatı ile mi, yoksa tanık sıfatı ile mi sorulduğu. ABD Yüksek
Mahkemesi, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan bir kişi ile
ilgili olarak, yukarıdaki ölçütleri incelemiş ve sonradan serbest
bırakılmış olsa dahi, ifadenin gözaltında iken alındığına karar
vermiştir(11).
Karakolda
verilen bütün ifadeler de, “gözaltında iken alınmış” sayılmaz.
İlgili, polisin daha önce yaptığı yazılı bir davet üzerine, bir
konuda ifadesine başvurulmak için karakola gelmiştir. Yüksek mahkeme
bu gibi hallerde kişinin karakola kendi rızası ile geldiğini
vurgulamaktadır(12).
Gerçekten de böyle bir davet üzerine karakola gitmek mecburiyeti
varsa da, hakim kararı olmadan zabıtanın kişiyi hakim kararı veya
savcı emri olmadan zorla getirme yetkisi yoktur. Buna karşılık polis
evin kapısına gelerek ilgiliyi karakola davet etmiş ve
gelmeyebileceğini de söylememişse, ABD Yüksek Mahkemesi alınan
ifadenin gözaltı şartları içinde alındığına karar vermiştir(13).
3)
Kendiliğinden ve iradi olarak yapılan açıklamalar.
“İradi açıklamalar”, ifade alma kapsamına girmez. Miranda kararını
veren Yüksek Mahkemenin açıkladığı gibi, polis karakoluna gelerek
bir suç ile ilgili olarak itirafta bulunmak istediğini söyleyen bir
kişi, polis tarafından dinlenirse, bu teknik anlamda “ifade alma”
değildir. İradi olarak yapılan her türlü açıklamalar, ‘kişinin
kendisi aleyhine delil vermeme’ kuralını ihlal etmezler.
İradi
açıklama yapmaya başlayan bir kişiye, polisin kendiliğinden sorular
sorup soramayacağı konusu da tartışılmıştır. Buradaki kural, polis
tarafından herhangi bir soru sorulmazdan evvel, ilgiliye haklarının
söylenmesidir. Ancak sorulan soru kendiliğinden açıklama yapan
kişinin konuşmasını kolaylaştıracak basit sorularsa, bunlar
konuşmanın akışı içinde olağan sorular olduklarından, hak öğretmeye
gerek yoktur.
Buna
karşılık “yönlendirici” ve olayın derinlemesine ayrıntılarını
öğrenmeye yönelik sorular sorulacağı vakit, daha evvel haklarının
öğretilmiş olması gereklidir.
IV -
İfade alınırken sorulan sorular.
1)
Koğuşturma makamlarına mensup olmayan kişilerce sorulan sorular.
İfade alma ve sorgu ile ilgili kurallar Devletin koğuşturma
makamlarına hitab eden hukuk normlarıdır. Kuralların konuluş amacı,
‘Devletin koğuşturma organlarının aşırı güç kullanmalarının
önlenmesidir. Bu nedenle, koğuşturma organı sıfatı taşımayan kişiler
tarafından; mesela bir şahıs tarafından parayla tutulmuş, resmi
sıfat taşımayan bir kimse tarafından sorulan sorular veya okulda
meydana gelen bir olay nedeniyle müdürün sorduğu sorular ve hatta
suç mağduru tarafından şüpheliye sorulan sorular bakımından CMK 147
de yer alan ifade almaya ilişkin kurallar uygulanamaz.
Ancak,
memurların işlediği iddia edilen suçlarda yapılan ön araştırmalar
sırasında, soruşturucunun sorduğu sorular bakımından ifade almaya
ilişkin kuralların uygulanması gerekir. Gerçekten, bu tür sorulara
verilen cevaplar, ileride bir ceza davasının açılmasına neden
olabilirler(14).
2)
“İfade alma”sayılmayan soru ve işlemler.
İfadesi alınacak olan kişiye sorulan soruların ilk amacı kimlik
tesbitidir. İlgiliye adının ve soyadının sorulması için, müdafiin
hazır bulunmasına gerek yoktur. Aynı şekilde, bir trafik kazasından
sonra, kazaya karışan kişinin birbirlerine kimlik sormalarında da
(KTK 81/c) müdafiin hazır bulunması aranmayacaktır(15).
Bu tür kimlik sormalar da teknik anlamda ifade alma sayılmaz.
ABD Yüksek
Mahkemesi maddi gerçeği ortaya çıkartmak amacıyla, polisin bazı
senaryolar yaratabileceğini kabul etmiştir. Polis, bir olayda
çocuklarını öldürdüklerinden şüphelenilen karı-kocadan, kadının
isteği üzerine kocası ile konuşmasına izin vermiş fakat bu konuşma
sırasında cebinde teyp olan bir polis memuru hazır bulunmuştur.
Karı-koca konuşmasından elde edilen bilgiler daha sonra mahkemede
delil olarak kullanılmıştır. Mahkeme bu konuya ilişkin olarak
verdiği kararda; serbest iradeyi etkilemeyen yöntemlerin polis
tarafından kullanılabileceğine karar vermiştir(16).
Şüphelinin
ifadesi alınmazdan evvel hücresine şüpheli gibi gönderilen bir polis
memuru ile yaptığı konuşmaların ileride ifade alma sırasında
kullanılması olayında, ABD Yüksek Mahkemesi hücrede bulunan iki
kişinin konuşmasının ifade alma sayılmayacağı, hücre içinde şüpheli
gibi davranan bir polis memurunun ifadesi alınacak olan bir kişinin
iradesi üzerine bir baskı yaratamayacağını ve bu nedenle kendi
kendisini suçlamama ile ilgili kurallara aykırılık bulunmadığına
karar vermiştir.
Şüpheliye
polisin ‘üzerinde silah olup olmadığını’ sorması da, ifade alma
sayılmaz. ABD Yüksek Mahkemesi Quarles davasında verdiği kararda(17) gözaltında
bulunan kişiye, ‘hayat kurtarmak için’ sorulan soruların teknik
anlamda ifade alma kapsamına girmeyeceği ve bu nedenle müdafiin
hazır bulunmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Mesela şantaj
amacıyla kaçırılan bir kişinin nerede olduğunu bulmak amacıyla,
şüpheliye sorulan sorular sırasında müdafiin hazır bulunması şartı
aranmamıştır.
3)
Aşağıdaki örnekler ifade alma sayılmaz:
a) Olayın
tanığı olduğu zannı ile, asıl şüpheliye soru sormak.
b) Yakalanan
kişinin gözaltı birimine getirildiği sırada, deftere kayıt yapmak
için gerekli soruların sorulması. (U.S. v. Foster 2000: Booking
questions)
c) Sadece
açıklama almak amacı ile sorulan, işlendiği sanılan olayla ilgisi
olmayan sorular.
d) Yakalanan
şüpheliyi nezarethaneye sevk eden başka memurun, sevk sırasında
şüphelinin susma hakkını kullandığını bilmeden yaptığı sohbet
konuşması (People v. Mobley 1999).
e) Aramaya
“rıza” gösterip göstermeyeceğinin sorulması (muvaffakatlı arama).
(People v. James 1977).
f)
Şüphelinin yakalandıktan sonra, fakat hakları söylenmeden önce
“susmuş olması”, aleyhine delil olarak kullanılamaz, fakat;
“yakalandıktan sonra neler yaptığı, nasıl davrandığı” konusunda
memura duruşmada sorulan soruların, cevapları, şüphelinin
davranışları kolluk memuru tarafından gözlemlenmiş olduğu için,
delil olarak kullanılabilir (U.S. v. Velarde-Gomez 2000).
g) “Gizli
görevli” veya “muhbir”, şüpheli ile yaptığı konuşmalar sırasında,
ona haklarını söylemez.
Buna
karşılık, tutukevine şüpheli gibi konulan kolluk memurunun sorduğu
sorular. (Illionis v. Perkins 1990), tutukevindeki başka bir
tutuklunun muhbir gibi bilgi vermesi (People v. Williams 1998) ve
suçun mağdurunun şüpheli ile yaptığı konuşmalar (People v. Plyler
1993), ayrı kategoriler oluştururlar.
4) Soru
sormaya eşdeğerli sayılan işlemler.
Bazı hallerde polis şüpheliye soru sormamakla birlikte, onun bir
şeyler söylemesini gerektiren bazı davranışlar yapabilir. Mesela,
şüpheliye onu suçlayan bir delil eşyası gösterebilir veya kendisini
suçlayan bir mağdur ile yüzyüze getirebilir. Bu tür yüzleştirmeler
kural olarak mahkeme önünde yapılması gereken işlemlerdir. Polis
tarafından yapılmaması gerekir(18).
Yüksek Mahkeme bu konuda verdiği kararda; Miranda haklarının
gözaltına alınan bir kişiye o sırada sorulan sorular ile sınırlı
olduğunu açıklamakla birlikte, ifade alma kavramının sadece sözle
sorulan sorulara değil, aynı zaman da polis tarafından kişiye
yöneltilen bazı kelime ve davranış biçimleri ile de ortaya
çıkabileceğini kabul etmiştir.
Şüpheliye
karşı suç isnat edici her türlü davranış bakımından CMK 147’deki
kurallar geçerlidir.
Aşağıdaki
hallerde hedef kişiye sorulan sorular, (verdiği cevap ile,
“kendisini suçlayıcı bilgi” verebileceği için), CMK 147 anlamında
“ifade alma” sayılır ve hakların söylenmiş olması gereklidir
(Rhode Island v. Innis 1980).
a) Suçu
işleyenin kendisi olduğunun söylenmesi.
b)
Şüphelinin yanında bulunan kolluk memurları, “kendi aralarında
konuşurlarken, şüphelinin de konuşmaya iştirak etmesini”
sağlarlarsa, hakların bildirilmesi gerekir.
c) “İşlediği
sanılan suçun delilini şüpheliye göstermek”, soru sormaya eşit
sayılır, hakların söylenmesi gerekir.
V –
Hakların bildirilmesi.
1) Şüpheliye
suçlamanın tekrar bildirilmesi.
Yakalanan kişiye ilk yakalama sırasında ne ile suçlandığının
bildirilmiş olmasına (No. 51.10), nezarethane defterine kayıt
sırasında bunun tekrar bildirilmesine bakılmadan, ifade alma
öncesinde suçlamanın, anlayacağı şekilde bildirilmesi tekrar gerekir
(CMK 90/6).
2) İfade
alma öncesinde hakların tekrar bildirilmesi.
Şüpheli kendi avukatını çağırabilir. Maddi imkanı yoksa ve avukat
istiyorsa, Baro’dan avukat çağırılır (CMK 147).
İfade alma
öncesinde, şüphelinin avukatı ile görüşme hakkı vardır.Bu hak
başkalarının duyamıyacağı ortamda kullandırılır (CMK 154).
Şüpheliyle
görüşen avukatın yapması gereken esas görevlerinden biri, bu görüşme
sırasında şüpheliye haklarının kullanılmasının önemini açıklamak ve
özellikle susma hakkını kullanıp kullanmaması konusunda şüphelinin
bir karar vermesini sağlamak üzere, bu hakkın kullanılmasının
kendisine getireceği yarar ve zararlar konusunda onun
aydınlatılmasıdır.
Kolluk
tarafından bir kez ifadesi alınan şüphelinin ikinci kez ifadesinin
alınması yasaklandığından (CMK 148/5), ilk kez kolluk tarafından
ifadesi alınan şüphelinin, ikinci kez savcı tarafından ifadesi
alınırken, haklarının C. Savcısı tarafından ayrıntılı bir şekilde
tekrar bildirilmesi gerekir. Zaten biliyordu, bildirmeye gerek
yoktur diye düşünmek yanlıştır.
Ancak C.
Savcısı bir kaç saat sonra tekrar ifadeye başvurmaya gerek duyarsa,
yemin ile dinlenen tanığın tekrar dinlenmesi gerektiğinde yeniden
yemin verilmeyip önceki yemininin hatırlatılması ile yetinilmesinde
olduğu gibi (CMK 57), C. Savcısı tarafından hakların
“hatırlatılması” yeterlidir.
Yakalama
sırasında direnen veya gözaltında alınacak olanlar resmi doktorun
kontrolünden geçirilir (No. 57.1).
Kanunda (CMK
147) ifadesi alınacak olan kişiye haklarının bildirilmesiyle (No.
51.10) ilgili bazı formüller yer almaktadır. Burada yer alan
kelimelerin ifadesi alınacak kişiye aynen tekrarlanıp
tekrarlanmayacağı tartışılmıştır. Burada önemli olan, ifadesi
alınacak olan kişiye susma hakkı ve müdafiden yararlanma hakkının
özünü, “anlayabileceği bir şekilde” bildirilmesidir(19).
En doğrusu, kanunda yer alan ifadelerin form biçiminde sanığa
verilmesi ve bunları anlayıp anlamadığının kendisine sorularak,
anladığının el yazısı ile tutanağa yazdırılmasıdır.
Asıl önemli
olan nokta, ifadesi alınacak kişinin ifadesi alınmazdan evvel
müdafii ile konuşabileceği ve ücretini ödeyecek imkana sahip
değilse, ona ücret istenmeksizin bir müdafi tayin edilebileceğini
anlamış olmasıdır. Sanık ifade alınmazdan evvel ve ifade verdiği
sırada müdafiin hukuki yardımından yararlanmak hakkına sahip
olduğunu bilfiil anlamış olmalıdır.
Kolluk,
ifadesi alınacak olan kişiye sahip bulunduğu hakları bildirmeye
başladığı sırada, ilgili şahıs, “sahip bulunduğu hakları bildiğini”
söyleyerek, sözünü kesebilir. Bu gibi hallerde dahi, memur sözüne
devam ederek kişiye haklarını eksiksiz olarak bildirmelidir.
Gözaltına
alınmış olan şüpheliye sahip bulunduğu haklar usulüne uygun olarak
bir kere bildirildikten sonra, ifade almanın devam eden
oturumlarında her bir seferinde hakları tekrar, tam kapsamıyla
yeniden bildirilip billdirilmeyeceği konusu önemlidir. Eğer aynı
kişiler tarafından, aynı gün içinde ifade alma oturumu devam
ediyorsa ve hatta aradan bir kaç gün geçtikten sonra ifade almaya
devam ediliyorsa, tam kapsamlı bir şekilde yeniden hak bildirmeye
gerek yoktur. Ancak, aradan uzunca bir süre geçmişse, ifadeyi alan
kişiler değişmiş ise, bu takdirde ilgiliye haklarının tekrar
bildirilmesi uygun olur(20).
Tanıklar
bakımından, aynı muhakeme sırasında tekrar dinlenme durumunda, tek
yemin verdirilmediği hatırlanmalıdır (CMK 57).
3)
Yakınlarına haber verme hakkının kullanılması.
İfade alma öncesinde şüpheliye yakınlarından istediğine
yakalandığını derhal bildirilmesini istemek hakkına sahip olduğu
söylenir (CMK 147/1 d). Bu bildirmenin yeni CMK doğrultusunda
mecburi olduğuna ve sadece C. Savcısı emri ile yapılabileceğine (CMK
95/1), kolluğun artık kendiliğinden bildirim yapamayacağına dikkat
edilmelidir.
4)
Hakları kullanmaktan vazgeçme sorunu.
Gözaltına alınmış olan sanık kendisine tanınmış olan susma hakkından
ve müdafiden yararlanma hakkından açık ve yazılı bir şekilde
vazgeçebilir. Yazılı bir şekilde vazgeçmenin geçerli olabilmesi
için, sanığın haklarının özünü öğrenmiş olması ve bunlardan iradi
bir şekilde vazgeçmiş olması şarttır.
Eğer şüpheli
veya sanık müdafi talep etmişse, bu istek sanığın “bütün sanık
haklarından yararlanmak istediği” anlamını taşır. “Hakların
bütünlüğü ilkesi” geçerlidir.
Müdafii
talep eden şüpheli veya sanığın ifadesinin alınmasına hiç bir
şekilde geçilemez. Zira mülga CMUK 135 de yer alan “avukatın makul
bir süre bekleneceğine” ilişkin hüküm Yeni CMK’ya alınmamıştır.
Şüpheli
müdafi istemişse, o gelene kadar sadece kimlik tespiti yapılabilir,
ancak esas hakkında soru sorulamaz. Mecburi müdafiilik durumlarında
şüpheli istese de, istemese de müdafiin hazır bulunması zorunludur.
Türk
vatandaşı olan sanığın, kendisine tanınmış olan “istediği
yakınlarından birine yakalandığının bildirilmesini isteme hakkından”
(CMK 147/1 d) vazgeçmesi ise, yeni Kanunla engellenmiştir (CMK
95/1). Yakalanan veya gözaltına alınan yabancı ise, konsolosluğuna
bildirmeden vazgeçme hakkı vardır (CMK 95/2).
Şüpheli veya
sanığın haklarını kullanmaktan vazgeçmesinin hukuk açısından geçerli
olabilmesi için, sanığın önce kendisine tanınan “hakkın özünü”
öğrenmiş olması ve daha sonra da bundan özgür iradesi ile vazgeçmiş
olması şarttır.
Sanığın
haklarının özünü gerçekten öğrenmiş olup olmadığı ve özgür iradesi
ile vazgeçmiş olup olmadığı, o delilin duruşmada hüküm verilirken
kullanılması aşamasında denetlenecektir.
Denetleme,
somut olayın bütün unsurları incelenerek, o olayın gerçekleştiği
şartlara göre sonradan ve hakim tarafından yapılan bir
değerlendirmedir. Hakim, Devletin koğuşturma organlarının, “şüpheli
veya sanığın özgür iradesinin oluşumu üzerinde” baskı kurup
kurmadığını, delillere bakarak değerlendirecektir.
Sanığa
hakları bildirildikten sonra, hiç cevap vermemesi, olumlu veya
olumsuz hiçbir şey söylememesi, haklarını öğrenmiş olduğunu ve
bundan vazgeçmiş olduğunu göstermez.
Sanığın
haklarını kullanmaktan “gerçekten” vazgeçip geçmediği, somut olayın
bütün unsurları incelenerek, o olayın içindeki şartlara göre,
sonradan hakim tarafından değerlendirilebilir. Burada önemli olan
nokta, devletin koğuşturma organlarının serbest iradenin oluşumu
üzerinde baskı yapıp yapmadıklarıdır(21).
Eğer şüpheli
müdafi yardımı talep etmişse, bu istek bütün sanık haklarının
hepsinden yararlanmak istediği anlamına gelir. Başka bir ifade ile,”
sadece müdafi istedi, susma hakkını kullanmadı denemez. Hakların
bütünlüğü kabul edilmelidir(22).
Şüpheli ve
sanığın susma hakkı kadar, lehindeki noktaları söylemek için,
konuşma hakkı da vardır.
VI –
İfade alma öncesinde yapılan işlemler.
1) Kimlik
saptama. Şüphelinin polis tarafından ifadesinin alınmasında
yapılacak ilk işlem, kimlik tesbitidir(23) (CMK
147). ‘İfadesi alınan kişinin’ adı, soyadı, baba ve ana adı, doğum
yeri, tarihi, nüfus kaydı, yaşı, ikametgâhı, mesleği, medenî hali,
daha önce suç işleyip işlemediği belirlenir, daha sonra sanığa
yüklenilen suçun ne olduğu bildirilir ve bu hususta cevap vermek
isteyip istemediği sorulur(24)
(CMK. 147).
2)
İsnadın bildirilmesi.
Şüpheli veya sanığa soru sormadan evvel, kendisine yüklenen suç
anlatılır (CMK 147/1 b). İsnadı öğrenme hakkı, müdafaa hakkının
temel unsurlarındandır.
3)
Müdafiin hukuki yardımından yararlanma.
İfadesi alınan şüphelinin veya sorguya çekilen sanığın ifadesinin
alınmasından önce müdafiine danışma, onunla konuşulanları
başkalarının duyamayacağı ortamda görüşme (CMK 154) ve ifadesi
alınırken de müdafiin ifade veya sorguda hazır bulunmasını isteme
hakkı vardır (CMK 147/1, c).
Sanık bu
hakkını öğrenmeli, serbest iradesi ile vazgeçebileceğini de
bilmelidir. Ancak, müdafiin hukuki yardımından yararlanmak (No.
31.4) prensip olarak isteğe bağlıdır. Kanunun düzenlediği mecburi
müdafiilik istisnaları da vardır.
Kanunun
kabul ettiği mecburi müdafiilik halleri sınırlı olmakla birlikte
yeni Kanunla pratik açıdan, kolluk tarafından ifade alma sırasında
“dolaylı bir mecburi müdafilik” sistemi getirilmiştir: Zira, müdafii
hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin, hakim veya mahkeme
huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas
alınması yasaklanmıştır (CMK 148/4)(25).
Her ne
kadar, doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca kollukta alınan ifade
mahkeme huzurunda söz ile tekrarlanmadığı hallerde, zaten delil
olmazsa da, müdafiin hazır bulunması sisteme ve prensiplere aykırı
bir şekilde, kolluk ifade tutanaklarına, delil olma yeteneği
kazandırmıştır.
Şüpheli veya
sanık, müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafiin yardımından
faydalanmak istediği takdirde, kendisine Baro tarafından bir müdafii
görevlendirilir. Müdafiin Baro tarafından değil de başka bir makam
tarafından görevlendirilmesini, Kanun kabul etmemiştir.
4)
Gözaltındaki kişinin yakınlarına bildirme.
İfade alma veya sorgu, yakalanıp da gözaltına alınmış bir kişi ile
ilgili yapılıyorsa, bu kişinin yakınlarından istediğine, yakalandığı
derhal bildirilir (CMK 147/1 d).
Kanun
“yakınlarına” bildirmede, CMK 95’i saklı tutmuştur. Bu nedenle,
artık şüpheli veya sanık yakalandığında, gözaltına alındığında veya
gözaltı süresi uzatıldığında, bir yakınına veya belirlediği bir
kişiye gecikmeksizin, Cumhuriyet savcısının emri ile, haber
verilecektir (CMK 95/1).
Kanunun bu
düzenlemesi, “görev yükleyen bir mecburiyet” şeklindedir. Bu
nedenle, kişi istese de istemese de, bildirmek mecburiyeti hasıl
olmuştur.
Yakalanan
veya gözaltına alınan kişi “yabancı” ise, yazılı olarak karşı
çıkması durumunda, vatandaşı olduğu Devletin konsolosluğuna
bildirilmeme mümkündür (CMK 95/2).
5) Susma
hakkının söylenmesi.
Şüpheli veya sanığın “kendisini suçlamama hakkı” vardır (Any. 38).
Bu hakkın kendisine bildirilmesi mecburidir. Bu nedenle, yüklenen
suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu yakalama
anında veya ifade ve sorgu öncesinde kendisine söylenir.
6) Lehe
delil toplanmasını isteme.
Şüpheli veya sanığın lehine olan deliller var olabilir. İlgilinin
şüpheden kurtulmak için, bu somut delillerin toplanmasını istemek
hakkı vardır. Bu hakkın kendisine hatırlatılması lazımdır. Şüpheli
veya sanığın kendi leyhine olan hususları ifade alma sırasında ileri
sürmesi, açıklaması, başka bir deyişle “konuşma” hakkı da vardır
(CMK 147/1).
7)
Kişisel ve ekonomik durumu.
İfade almanın öncesinde, ifade verenin veya sorguya çekilenin
kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır (CMK 147/1).
VII –
Susma hakkı.
1) Susma hakkının kullanılması. Hiç kimse kendisini ve
kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya
bu yolda delil göstermeye zorlanamaz (AY 38/5; Amerikan Anayasasının
5 Nolu ek maddesi).
Amerikan
mahkemelerinde verilen bir ikrarın iradi olmadığı iddiası ortaya
atıldığında,önceleri “kişinin kendisi aleyhinde beyanda bulunmaya
zorlanıp zorlanmadığına” bakılıyordu(26).
Daha sonra, bu kuralın gözaltında iken alınan bütün ifadelerde de(27) geçerli
olduğuna karar verilmiştir. Bu önemli kararın adı, ‘Miranda’
kararıdır(28).
Bir ikrarın hukuka uygun olabilmesi için artık şu şartlar
aranmaktadır:
Susma hakkı
ferdi kendisi aleyhine suçlamada bulunma tehlikesinden korumak için
kabul edilmiştir.
Şüpheli veya
sanığın susma hakkını kullanması, bazı durumlarda “yasal
indirimlerden” yararlanmasını engelleyebilir. Özellikle Yeni Türk
Ceza Kanununun geniş biçimde yer verdiği etkin pişmanlık
hükümlerinin uygulanabilmesi için, bazı durumlarda soruşturma
başladıktan sonra, kovuşturma başlamadan evvel, şüphelinin suçunu
ikrar etmesi, diğer failleri ortaya çıkartması indirim sebebi
sayılmaktadır.
Uzlaşmaya
tabi suçlar bakımından da (CMK 253, YTCK 73/8), sanığın suçunu
başlangıçta “ikrar” etmesi, önkoşul olarak ortaya çıkmaktadır.
Sanık “susma
hakkını”, sonuçlarını bilmeden kullanırsa, bu gibi indirimlerden
veya uzlaşma olanağından yoksun kalabilir. Soruşturma konusu suçun
bu tür suçlardan olması durumunda, müdafiin görevi, şüpheliye susma
hakkının kullanılmasının olumlu ve olumsuz yanları konusunda
aydınlatıcı bilgi vermektir.
Yakalanan ve
gözaltında tutulan şüpheli veya sanığın kolu kanadı kırılmış
durumdadır. Kendisine yöneltilen haksız isnadların doğru olmadığını
ispat etmek bakımından, müdafiin yardımından yararlanabilirse de,
müdafiin araştırma imkanları hukuken kısıtlıdır.
|